Spil (Manisa) Dağı'nın Kuzey Yüzündeki Bir Grup Kaya Anıtı
- Spil'in Çocukları

- 11 saat önce
- 7 dakikada okunur
Arkeolojik potansiyeli yeterince araştırılmamış olan Spil Dağı (Sipylos)’nın kuzey yamacı üzerinde bulunan bir grup kaya anıtı, bölgenin eskiçağ tarihi açısından önemli bilgiler barındırmaktadır. Şimdiye kadar sistemli bilimsel çalışmalardan ziyade gezginlerin raporlarına konu olmuş olan bu anıtlar iki ana başlıkta incelenebilir: Akpınar Kaya Mezarı ve “Pelops Tahtı” adıyla tanınmış kaya anıtı ve çevresindeki kaya yerleşim alanı. *
1 - AKPINAR KAYA MEZARI
Manisa il merkezinden Turgutlu ilçesine devam eden karayolunun yaklaşık 12. km’sinde, yolun güneyinde kalan zeytinliklerin kapladığı alanda bulunan ve literatüre Aziz Kharalambos Mezarı ya da Çakırcalı’nın Mezarı olarak geçmiş olan kaya mezarı, yeterince incelenmemiştir.

Akpınar mevkiinde, dağın yamaçlarında bir alana kazınmış olan ana tanrıça yontusunun, kuş uçumu 2 km doğusunda bulunan kaya mezarı, Spil Dağı’nın Gediz Ovası ile birleştiği kısımda, kayanın doğal eğimi kullanılarak oluşturulmuş bir anıttır. Doğal kaya eğimi, mezar için yaklaşık 30 derece eğimli bir üst yapı oluşturmuştur. İki bölümden oluşan mezar odaları da bu eğimli kütlenin altında oyulmuştur. Dağın genel yapısından ayrılmak için, geride ve yanlarda belirli genişlik ve derinlikte tıraşlanan yapı, düzgün traşlı geniş ön cephesi ve cephe duvarına doğru yükselen basamaklarla meydana getirilmiş üstü açık sundurma alanı ile anıtsal bir görünüme sahiptir.

Tüm yapıda olduğu gibi kireçtaşı ana kayanın işlenmesi ile oluşturulmuş cephe basamakları, yine ana kayanın işlenmesi ile iki yanda oluşturulmuş yanaklıklarla sınırlanmaktadır. Basamakların ilk beş sırası iki yanda yanaklıklara yaslanır. Mezar odası girişine ulaşan son iki basamak ise tedrici şekilde küçülerek üst üste oturtulmuş biçimde işlenmiştir.
Kuzeye bakan geniş fasadın ortasında 1.15 x 0.80 m’lik bir açıklığa sahip olan, işlemesiz, basit ana giriş mezarın ön odasına açılır. Ön odada, ana giriş yönündeki iki köşede 30 cm genişliğinde, birer payanda biçiminde işlenmiş iki çıkıntı dışında mimari bir detay görülmez. Tabanda belirgin tahribat çukurları dikkat çekmektedir.
Ön odanın güney tarafında bulunan ikinci (ana) odaya giriş de yine basit bir açıklıktan oluşmaktadır. Oda zemininden 12 cm yüksek bir eşiğe sahip olan kapı açıklığının altta 66,5 cm olan genişliği yukarı doğru biraz daralarak en üstte 64,5 cm olur. Nispeten daha küçük olan ana odanın kuzeybatı, batı ve güney yanlarında, tabanda bulunan tıraşlanmamış yumrulu bir hat ile odanın batı ve güney duvarlarında görülen kısmen düzenli işlenişin, bugüne ulaşmayan ahşap klinenin duruşu ile ilgili olduğu akla yakındır.

Zaman içerisinde farklı kullanımlara açık olan, yakın bir dönemde de civardaki bir taş ocağı için dinamit deposu olarak kullanılmış olan kaya mezarında, tarihleme konusunda ipucu bulmak oldukça zordur. Mezarın hiçbir yerinde süsleme öğesine rastlanmaz. Yakın çevrede gözlemlenebilen seramik parçaları ise MÖ II. binden Roma Dönemi’ne kadar geniş bir zaman dilimini kapsamaktadır.
Diğer taraftan, mezar tipolojik özellikleri açısından da sık karşılaşılan bir tipe sahip değildir. Basamaklı mezar geleneği Anadolu’nun çeşitli yerlerinden bilinmektedir. Ayrıca, Akpınar Kaya Mezarı’nın yer aldığı Lydia Bölgesi’ndeki tümülüs mezar geleneğinde de basamaklı ön cephe yaygın bir uygulamadır. Dolayısıyla buradaki basamaklı ön cephenin, Lydia’daki basamaklı, dromoslu tümülüs mezarları ile karşılaştırılması mümkündür.
Öte taraftan, Akpınar Kaya Mezarı’nda olduğu gibi eğimli kaya yüzeyinde açılmış basamaklı mezar anıtlarının iki örneğine Eskişehir yakınlarındaki Üçler Kayası Köyü’nde rastlamak mümkündür. Akpınar Kaya Mezarı’nın çok daha yakın benzerlerine ise Kilikia ve Pamphylia sınırındaki Etenna Antik Kenti civarında yer alan Delikören Nekropolü’nde rastlanmaktadır. Burada da kayalık yamaç üzerine açılmış olan mezarlarda, Sipylos’taki ile tipolojik benzerlik gösteren, fasad boyunca işlenmiş basamaklı sundurmaya sahip kaya mezarları dikkat çeker.
Hakkında detaylı bir yayın çalışması bulunmadığı halde, Aziz Kharalambos Kaya Mezarı’nın dönemi hakkında çok farklı öneriler sunulmuştur. James, mezarın bölgedeki bir Bronz Çağı hanedanlığı ile ilişkili olabileceği yönündeki kuşkusunu dile getirirken; Ekrem Akurgal, Anadolu’daki kaya mezarı geleneğinden yola çıkarak yapının MÖ 8–7. yüzyıllardan daha erkene gidemeyeceğini ve bölgedeki diğer kalıntılar ile beraber MÖ 7–6. yüzyıla ait Phryg etkili bir eser olduğunu önermiştir. Fedak, Aziz Kharalambos Mezarı’nın bölgedeki Akhaemenid egemenliğinden evvel Phryg etkisi ile yapılmış bir yapı olduğunu düşünmektedir.
Yerel bir araştırma yayınında da bu yapı bir Phryg mezarı olarak anılır. Bossert’e göre ise söz konusu mezar kesin olmamakla birlikte Lydia Krallığı’nın Mermnadlar Sülalesi döneminden kalmadır. Umar da mezar yüzeyinde görülen tırtıklı taşçı keskisinin izlerini Lydia Kralı Alyattes’e ait tümülüsün mezar odasındaki duvar işçilik izleri ile karşılaştırarak yapının Hellenistik Dönem’den önce yapılmış bir Lydia anıtı olduğunu önermiştir.
Bir başka yerel araştırma çalışmasında ise Akpınar Kaya Mezarı’nın, Magnesia’da öldüğü bilinen Laskarisler Dönemi Bizans Kralı III. Ioannes Doukas Vatatzes’e (13. yüzyılın ilk yarısı) ait olduğu iddia edilmiştir.
2- “PELOPS TAHTI” VE ÇEVRESİNDEKİ KAYA YERLEŞİM ALANI
Spil Dağı’nın yine kuzey yamacında, Aziz Kharalambos Kaya Mezarı ile onun yaklaşık 5 km doğusundaki Akpınar ana tanrıça kabartması arasında kalan bir alanda, ovadan 300 m kadar yüksekte, doğal teraslar üzerinde kurulmuş bir yerleşim alanı dikkati çeker.

Manisa’dan Turgutlu İlçesi’ne giderken karayolundan da dikkati çeken ve yöre halkının “Yarıkkaya” dediği, dağ içinde oluşmuş kanyonun batı kenarında kurulu olan bu yerleşim alanında, kayaya oyulmuş ya da kısmen inşa edilmiş bir dizi sarnıç, kaya basamağı ve ahşap hatıl delikli yapı temelleri yer almaktadır. Yerleşimin batı ve güney sınırını, Yarıkkaya Kanyonu’nu oluşturan derin uçurumlar oluşturmaktadır.

Yerleşimi oluşturan doğal teras yükseltilerinin en üstünde koltuk biçiminde oyulmuş, arkalık kısmının batı alt kenarında 10 cm çapında delik açılmış olan bir kütle yer alır. Koltuğun sol kenarındaki yanaklığı üzerinde de küçük bir niş açılmış olduğu görülür. Bu kütlenin, Pausanias’ın (V. 13.7) sözünü ettiği efsanevi Kral Pelops’un tahtı olduğu kabul edilir.

Söz konusu kaya yerleşimi hakkında Carl Humann’ın yazdığı gezi raporlarından daha kapsamlı bir çalışma hazırlanmamıştır. Bu nedenle de bu kaya yerleşiminin ve onun en yüksek kotundaki ana kayaya işlenmiş koltuk biçimli anıtın (Pelops Tahtı) işlevi tam olarak çözülememiştir. Pelops Tahtı olarak anılan kayaya oyulmuş koltuğun bir sunak ve tüm bu kaya yerleşiminin de bir kült alanı olduğu genel olarak kabul görmektedir. Hatta alanın, dağın daha aşağı kotlarında yer alan ana tanrıça kabartması ile ilişkili bir tapınım alanı olduğu da önerilmektedir.

Alanda yaptığımız arkeolojik gezi ve gözlemler, yüzeyde Hellenistik Dönem’den Roma Dönemi içlerine kadarki bir süreci kapsayan seramik ve çatı kiremitlerinin olduğunu göstermiştir. Alanda yapılabilecek arkeolojik kazılarda başkaca veriler ele geçmedikçe bu alanın Hellenistik Dönem’de kurulmuş ve birkaç yüzyıl süresince kullanılmış olabileceğini düşünmek doğru olacaktır.
Benzer nitelikli yüksek rakımlı kaya yerleşmelerine Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi yakın çevrede de rastlamak mümkündür. G. Bean’ın, Yamanlar Dağı üzerinde ve Smyrna çevresinde saptadığı bir dizi Klasik-Hellenistik Dönem kalesi ile E. Atalay’ın Kemalpaşa çevresinde incelediği benzer kaya yerleşimleri bunlar arasında sayılabilir.
Spil Dağı’nın kuzey yüzündeki bu kaya yerleşimi, Ramsay’ın bu alanda bulduğu Klasik-Hellenistik Dönem çanak çömlek parçalarına da vurgu yapan James’e göre MÖ 8. yüzyıldan erken bir süreçte kurulmuş olmalıdır. Akurgal ise “Pelops Tahtı”nı Phryg benzerleri ile eşleştirerek yerleşimin de MÖ 9-6. yüzyıllar arasında kurulmuş olabileceğini önermektedir. Bossert ise yerleşim alanındaki işçilik özelliklerini Hitit tekniği olarak yorumlamakla birlikte burasını da Kharalambos Kaya Mezarı ile eşzamanlı olarak Lydia Dönemi’ne tarihler.
Spil Dağı (Spylos)’nın kuzey yüzündeki kaya yerleşmesinin, yakınlarındaki Kharalambos Kaya Mezarı’ndan ayrı düşünülmesi mümkün değildir. Diğer Antik Çağ bölgelerine oranla kaya işçiliğinin zayıf olduğu bu bölgede birkaç kilometre içerisinde bulunan kaya anıtlarının birbiriyle ilişkili olarak oluşturulmuş olabileceği akla yatkındır. Kaya mezarındaki taş işçiliğinin yerleşim yerindeki bazı yapı temellerinde de görülmesi bu görüşümüzü destekler.
Yerleşim alanı ve bu alanın en üst kotunda işlenmiş olan koltuk biçimli anıtın işlevine gelince; bu alanın, Bean’ın İzmir çevresinde tespit ettiği Hellenistik Dönem kaleleri gibi düşünülmesi mümkündür. Özellikle, Helenistik Dönem’e tarihlenen ve Sipylos Magnesiası ile Smyrna arasında imzalanan bir antlaşma metni olan “Smyrna Yazıtı”nda sözü edilen, “Eski Magnesia’da (παλαιὰ Μαγνησία’da) konuşlandırılmış olan ve Katoikos (Κάτοικος) olarak adlandırılan askeri birliğe” dair bilgi dikkate alındığında bu alanın da Hellenistik Dönem’de kullanılmış olan bir askeri kale olduğu akla gelmektedir.
Bir kent yerleşimi için oldukça zor ve küçük bir alan olan bu alanın bir kült alanı olarak kullanım gördüğü de akla gelmektedir. Özellikle yerleşimin en üst kotunda yer alan ve tüm Gediz’e hâkim bir konumda işlenmiş olan koltuk biçimli kaya kütlesi bu düşüncenin oluşmasında etkili olmuştur. Öte yandan dağ temenoslarında sıkça karşılaşılan kaya basamakları, adak çukurları gibi elemanlara bu alanda da rastlanmaktadır. Ephesos’taki Koressos Dağı’nda belirlenen ve Zeus’un dağ kültüyle ilişkilendirilen kaya tahtı, Sipylos üzerinde de benzer şekilde bir Zeus temenosu mu olduğu sorusunu akla getirmektedir. Ancak bunu söyleyebilecek yeterince ipucuna sahip değiliz.
Antik Çağ’da ve özellikle Hellenistik Dönem’de tanrılaştırılmış ata veya Heros Kültü ve bu kültün dağlık alanlarda kutsanması sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle, Pelops Tahtı ve civarındaki kaya alanında, bölgede şekillenen Pelops-Tantalos efsaneleri ile ilişkili bir kahraman kültünün izlerine rastlamak şaşırtıcı olamaz. Pausanias’ın gördüğünü bildirdiği Pelops Tahtı ve Kral Tantalos’un efsanevi kenti Tantalis’e dair izlerin bu alandaki kalıntılarla ilişkili olduğu yönündeki iddiaları kabul ettiğimiz takdirde bu alanın, Pausanias’ın yaşadığı çağda kutsal bir kimliğe de sahip olduğu akla gelmektedir.
Şöyle ki, yerleşimin batı yanında yer alan derin uçurum, Antik Çağ’da, Sipylos’un büyük bir depremle yarılarak Tanrı Tantalos’a ait krallığın sulara gömülmesi efsanesi ile özdeşleştirilerek o alandaki kaya yerleşimi, Tantalos’un oğlu Pelops’un yeniden kurduğu kent simgesi ile kutsallaştırılmış olabilir. Tantalos ve Pelops figürlerinin bölgedeki “kent kurucusu-kahraman” kimliği dikkate alınırsa Hellenistik Dönem içlerinde yeniden yıldızı parlayan Sipylos Magnesiası’nda askerler arasında, bu iki kahramana tanınan yerel kutsal kimliğin yaşatılmış olduğu ve bu nedenle de halk arasında, “artık yıkılmış olan Eski Magnesia (παλαιὰ Μαγνησία)” olarak ün salmış bir alanın hem bir karargâh hem de bir kült alanı olarak seçilmiş olduğu düşünülebilir.
Zira bugünkü Manisa’nın yaklaşık 10 km doğusunda yer alan Akpınar Mevkii’nde yer alan Ana Tanrıça Kabartması’nın varlığı, bu alan ve çevresinin MÖ I. bin yıl öncesindeki kullanımının en açık kanıtı olarak günümüze ulaşmıştır. Dolayısıyla Antik Çağ’da bugünkü Manisa il merkezinin güneyinde yer alan dağın eteklerinde kurulu olan Magnesia ad Sipylum halkının, kaya yerleşimi ve kaya mezarını da içine alan tüm bu çevreyi “Eski Manisa” olarak adlandırmış olabileceğini düşünmek yanlış olmaz.
Aziz Kharalambos Mezarı ya da Çakırcalı’nın Mezarı olarak ünlenen kaya mezarının da tıpkı kaya siti gibi, Sipylos Magnesia’sının güçlendiği, yeniden kuvvetli bir kale olarak kurulduğu ve şehirlerarası antlaşmalarda söz sahibi olmaya başladığı Hellenistik Dönem’de yapılmış olmalıydı. Alanda yapılan çalışmalarda ele geçen yüzey seramiği de söz konusu yerleşimin Geç Hellenistik Dönem ve Roma Dönemi’nde yoğun bir kullanım gördüğünü kanıtlar niteliktedir. Batı Kilikya’daki benzerleri, belirgin bir etkileşimi akla getirmekle birlikte, yapının işlenişinde Lydia Bölgesi dromoslu mezar geleneğinin ve taş işçiliğinin de izlerini aramak gerekir.
Mezar, bölgesel bir komutan ya da idareci için yapılmış olabilir. Ancak hem mezarın bulunduğu bölgenin yukarıda sözü edilen kutsal kimliği, hem mezarın kaya yerleşmesiyle işçilik-bölgesellik açılarından bir bütünlük gösteriyor olması, hem de mezarın ana kent nekropolüyle bağlantılı olamayacak kadar uzakta yer alışı bu anıtın da tıpkı kaya yerleşmesi gibi kurucu-kahraman kimlikli Tantalos ve/veya Pelops’a ithaf edilmiş bir anıt mezar olabileceği ihtimalini akla getirmektedir. Pausanias’ın (V, 13, 7) “Tantalos’un görülmeye değer mezarı” olarak tanımladığı yapının bu olduğunu iddia eden araştırmacıların görüşü dikkate alınırsa fikrimiz daha da güç kazanmış olmaktadır.
Önemle vurgulamak gerekir ki, Manisa ilinin doğusundaki bu geniş alanın arkeolojik potansiyelinin yeterince incelenmesi bölge tarihi açısından önemli yeni bilgileri açığa çıkaracaktır.
*Makaleye konu olan kaya mezarı ve yerleşim alanını ilk defa bana tanıtan Sayın A. Haydar Aksakal’a, çizim çalışmalarımda yardımlarını gördüğüm Sayın Temel Sungur’a ve kaya mezarı konusunda fikirlerini esirgemeyen Sayın Prof. Dr. Nevzat Çevik’e ve çeviri redaksiyonunda yardımcı olan Sayın Orhan Atvur’a teşekkür borç bilirim.
Yazı Umut M. Doğan'ın Spil (Manisa) Dağı'nın Kuzey Yüzündeki Bir Grup Kaya Anıtı yazısından alınmıştır.



Yorumlar