İnsana Karşı Çıkış ve Anayurt Oteli
- Spil'in Çocukları

- 20 saat önce
- 4 dakikada okunur
YANSIMANIN 28. sayısında “İzgünün yapıtı üzerine” yazarken; “Orhan Kemal Roman Armağanı yarışması”na katılan öteki yapıtlar için de yazacağımızı belirtmiştik. Bu kez üzerinde bir hayli yazılan bir yapıtı aldık elimize. Y. Atılgan’ın, “Anayurt Oteli.”

Yapıtı okuduğumuzda, temelinde yatan dünya görüşü nedir diye düşündük, doğrusu bir sonuca varamadık. Varma olanağı da yok zaten. Çünkü yapıtın temelinde bir dünya görüşü yok. Fakat okuyucuyu çeşitli yargılara sürükleyerek, düşündürebilir. Gerçekte üzerinde pek düşünmeyi gerekli kılan yapıtlardan değil “Anayurt Oteli.” Ne var ki, temelsizliği, gerçekçilikten uzak oluşu üzerinde yazmak gerekliliğini de birlikte getiriyor. Sanat ürünleri insan gerçeğini yansıtır kuşkusuz. Ama bu insan toplumsal çevrenin içindedir. Onu toplumun içinden koparıp alamayız. İnsanı toplumsal yapının içinde ve tutarlı bir dünya görüşüyle yansıtabilmemiz için de, öncelikle toplumsal yapıyı iyi tanımamız gerekmektedir. Toplumu tanımayan yazar, toplumun içinde yaşayan insanı hiç tanıyamaz. Anayurt Oteli’nde, toplumdan koparılarak, bir otele kapatılmış, arada bir dışarı çıkan bir “Zebercet” buluyoruz. Bu Zebercet öyle bir insan ki, tarih dışı, toplum dışı bir yaratık.
“Anayurt Oteli”, Anadolu kasabalarından birindedir. Zebercet de bunun kâtibi. Oteldeki ortalıkçı kadınla cinsel ilişkilerde bulunur. Bu arada Ankara’dan gelen bir kadın otelde bir gece kalır. Kadın o yörede köylerden birine gider. Zebercet’in kadına karşı bir cinsel tutkunluğu başlar. Hep kadının dönmesini bekler. Bir boğuntunun içine girmiştir artık. Ortalıkçı kadını, oteldeki kediyi öldürür. Sonra da kendini asar.
Toplumsal olayların yoğunluk kazandığı bir dünyada kişi birtakım bunalımlara girebilir. İnsan bunalımını ortaya koyarken, toplumsal eylemler iyi bir şekilde yansıtılmalı, çözümleme yoluna gidilmelidir. Bu yolda sağlıklı tutumdur bu. Kaldı ki, romanda Zebercet’in bunalımının toplumsal eylemlerle ilgisi yoktur. İnsan sorunlarının ayrıntılarını bile bulamıyoruz. Hiçbir toplumsal ereği bulunmayan bir insandır Zebercet. Olayı geniş bir açıdan ele alarak; kapitalist bir düzene başkaldırma olarak niteleyelim. Bu da yok ama, olsa bile insanın kapitalist düzene cinsel bir sapık olarak başkaldırdığı ortaya çıkar ki, saçmalık olur. Zebercet’in yaşamdan kaçışı, onda bir ruh hastalığının olduğu biçiminde gösterilmek istenerek bir oranda gerçeklik kazandırma yoluna gidilmiş. Ancak tutarlı bir yol değil. Burada şunu söylemekte yarar var kanısındayız: bireyin öznel tutkularıyla kafasında oluşan dünya önemli değildir. Önemli olan bireyin dış dünya içindeki eylemini nesnel koşullar altında sürdürmesidir. Bunun tersini düşünerek ne denli uğraşların içine girersek girelim gerçekçiliğe ters düşmekten kurtulamayız. Zebercet’in yaşantısıyla çağdaş insanın yaşantısı arasında ilgi kurma olanağı yok. Diğer yandan bir olaya yüzeysel olarak bakmak, o yazarın eleştirici gücünden yoksunluğu ortaya koyar ki, bu da insanı, toplumu tanıyamamanın kanıtıdır.
Anayurt Oteli, insan gerçeğine karşı çıkışın bir ürünüdür. Çünkü insanı toplumsal bir varlığın ötesinde düşünmüştür yazar. Zebercet’in yaptıkları için “Bir eylemin ertesini, sonuçlarını göze alabilirse ya da bunlara kayıtsız kalabilirse insanın yapmayacağı şey yoktu” (s. 141) yargısında bulunmakta yazar. Bu Zebercet için doğru olabilir ama dikkat edilirse insanı kapsamına alan bir yargı. İnsan için bu yargı çok tutarsız oluyor. Diğer yandan son derece dengesiz bir yaşamın içinde bulunan Zebercet, yaptıklarının sonucunu düşünecek güçte midir? Sonuçlara kayıtsız kalabilmesi de ussal bir davranış olamaz.
Zebercet sapık cinsel tutkularının içinde sürdürür yaşamını. Yukarıda belirttiğimiz gibi toplumsal ereği olmayan biridir. Yaptıkları nedeniyle bir oranda insanlardan çekinir, utanır. Öyle de olması gerekli. Fakat Zebercet’in dışındaki insanlar nasıldır, onlara bakmak gerekir. Yazar, “Yeryüzünde canlı kalmanın bir bakıma suç işlemeden olamayacağını bilmeden, kendilerini suçsuz sanan insanlardan çekiniyor, utanıyordu” (s. 152) demektedir Zebercet için. O zaman cümleyi şöyle açarak bilmem söyleyebilir miyiz?
(Ey insanlar: yeryüzünde canlı olarak kalabilmenin bir tek koşulu vardır, o da suç işlemektir. Siz kendinizi suçsuz sanıyorsunuz ama hepiniz suçlusunuz. Ne yazık ki, suçlu olduğunuzu bile anlayamıyorsunuz. Görün ki, Zebercet denen bu cinsel sapık sizden utanıyor.)
Bu insanlar demek bu denli suçludurlar. Eğer, Zebercet ile kişinin “iç evrimi” anlatılıyorsa, ve iç evrim buysa insanlık yandı demektir. Lukacs, “Çağdaş Gerçekçiliğin Anlamı” adlı yapıtının bir yerinde “Öz biçimi belirler. Fakat insanın kendisinin odak noktası olmadığı hiçbir öz yoktur. Edebiyatın verileri (belli bir yaşantı, öğretici bir amaç) ne denli değişik olursa olsun, temel soru hep şu olacaktır: İnsan nedir?” demektedir. Veya Fischer’in dediği gibi “Sanatın kendisi bir toplum gerçeğidir” demiş olsak ve Anayurt Oteli’ni salt bu yazdıklarımıza göre yargılayacak olsak bile iflâs eder. Dolayısıyla yapıtı toplumcu gerçekçi bir açıdan ele almış oluruz ki, bizi yanılgılara götürür.
Yapıtın bir yerinde şu cümleler çıkıyor karşımıza:
“Bir oteli yönetmekle bir kurumu, geniş bir işletmeyi, bir ülkeyi yönetmek aynı şeydi aslında. İnsan kendini, olanaklarını tanımaya, gerçek sorumluluğun ne demek olduğunu anlamaya başlayınca bocalıyordu, dayanamıyordu. Ülkeleri yönetenler iyi ki bilmiyorlardı bunu; yoksa bir otel yöneticisinin yapabileceğinden daha büyük hasarlar yaparlardı yeryüzünde.” (s. 168)
Ülke yönetmekle, otel yönetmenin aynı olmadığını belirtelim önce. Sonra, kendini tanımaya başlayan, gerçek sorumluluğunun ne olduğunu anlamaya başlayan insan, bocalayan insan değildir. Bu, insanda düşünme, yargılama ve karar verme yetilerinin geliştiğini gösterir ki, bilinç düzeyinin gelişmesi demektir. Gerçek sorumluluğunu kavrayan insan artık eylem adamıdır. Yaptığı işi bilir ve kararlıdır. Şurada hemen belirtmeliyiz ki, Türkiye gibi geri kalmış bir ülkede yaşayan yazar, gerçek sorumluluğunun ne olduğunu bilmiyor. Kendini tanımayan, gerçek sorumluluğunu bilmeyen yazar için de, insan için yargılarda bulunmak oldukça yüzeysel ve anlamsız oluyor. Diğer yandan ülkeleri yönetenler sınıflardır ve yaptıklarını oldukça iyi bilirler.
Yazara göre insan toplum dışıdır. Yapıtın sonunda, “Yorumlar, nedenler önemsizdi; kesin değildi. Önemli olan insanın edimleriydi. Değişmez tek bir kesinlik vardı insan için: ölüm” cümleleriyle bunu belirtmiş oluyor. İnsan toplum dışı olamayacağına göre, onun edimleri ne açıklanmaz durumdadır ne de her şeyin üstündedir. Ölümün dışında insanla ilgili her şeyin karşısında güçsüzlüğünü ortaya koyuyor yazar. Özgürlük kavramı bile, Zebercet kendini asarken, “Dayanılacak gibi değildi bu özgürlük” (s. 173) cümlesiyle son derece anlamsızlaştırılmıştır.
Zebercet kendini astıktan sonra bir an üstündeki ipi tutmaya çalışmıştır. Burada da yazar ayraç içinde şunları yazmıştır:
“(Ne oldu? Yapmayı unuttuğu bir şeyi mi anımsadı birden? Ya da yeryüzünde tek gerçek değerin kendisine verilmiş olan bu olağanüstü yaşam armağanını korumak, her şeye karşın sağ kalmak, direnmek olduğunu mu anladı giderayak? Yoksa bilinçsiz canlı bir etin ölüme kendiliğinden bir tepkisi miydi bu?)”
Tepki konusunda bir şey demeyeceğiz ama, yirminci yüzyılda insanın, “her şeye karşın sağ kalmak” uğraşı içinde olmadığını söylemeliyiz. Çünkü insanlar yaşam düzeylerini yükseltmek için onurla sürdürüyorlar mücadelelerini. Emperyalizme, faşizme karşı yiğitçe savaşıyorlar. Dünyada bugün insan, kendi kurtuluşu için ölüyor. Bir cinsel sapığın ölümü toplumsal gerçeğin hangi yönünü yansıtabilir ki. Bu çağımızda insan mücadelesini anlamamak demektir.
Önce yapıt, insanı küçük gören, insana, insan olmak için verdiği mücadelede karşı çıkışın bir ürünüdür.
Sonuç olarak: Çağımızda cinsel sorunların önem taşıdığı ortadadır. Bu sorun geri kalmış ülkelerde daha da yoğundur. Yapıtta eğer böyle bir sorun ele alınmak istenmişse, temelde bir yanılgının içine düşülmüştür. Bu yanılgı toplum yapısını tanımamaktan ileri gelmektedir. Böyle olunca da insan gerçeğine bir karşı çıkışın içine düşmüştür yazar.
Yazı Mücahit Gültekin'in Yansıma dergisinin 29 Mayıs 1974 tarihinde 29. Sayında yayınlanan İnsana Karşı Çıkış ve Anayurt Oteli yazısından alınmıştır.



Yorumlar