top of page

Bintepelerin zengin kralları Lydialılar

  • Yazarın fotoğrafı: Spil'in Çocukları
    Spil'in Çocukları
  • 4 gün önce
  • 7 dakikada okunur

Anadolu’nun tarihi coğrafyasında Batı Anadolu’da, kuzeyde Bakırçay (Kaikos) ve Demirci dağı (Temnos) ortada Gediz (Hermos) nehri vadisi ile güneyde Küçük Menderes (Kaystros) nehri ve Aydın dağlarının (Messogis) belirlediği bölge ilkçağda Lydia adıyla tanımlanmıştır. Bu bölge Frig kralı Midas’ın trajik ölümünden sonra M.Ö. VII yüzyılın ilk yarısından M.Ö. 546’daki Pers istilasına kadar yaklaşık 140 yıl zenginlikleriyle tarihte dillere destan olmuş Mermnad hanedanınca yönetilmiştir.


Mermnad hanedanının ilk kralı Gyges (M.Ö. 687-645) ile başlatılan Lydia krallığı, onun Kimmerlere karşı savaşırken ölmesi üzerine yerine geçen oğlu Ardys (M.Ö. 644-625) ile Sadyattes (M.Ö. 625-612) zamanında Batı Anadolu’nun önemli bir gücü olmuş, Alyattes (M.Ö. 612-561) zamanında ise egemenlikleri Ege kıyılarından Kızılırmak’a kadar geniş bir alana yayılmıştır. Onun döneminde doğudan gelen Med’lerle yapılan 5 yıllık savaş Thales’in önceden hesapladığı öne sürülen 28 Mayıs 585'teki güneş tutulması nedeniyle son bulmuş ve Kızılırmak (Halys) iki güç arasında sınır olmuştur. Bu andlaşma Lydia Kralı Alyattes’in kızı ile Med Kralı Kyaksares’in oğlu Astyages’in evliliği ile pekiştirilmiştir.

Tarihte zenginliğin bir tanımı olarak “Karun kadar zengin” deyimiyle anılan Kroisos, M.Ö. 561 yılında 35 yaşında tahta çıkan, Mermnad sülalesinin beşinci ve sonuncu kralıdır. Babası Alyattes’ten devraldığı güç ve zengin devlet yapısı sayesinde M.Ö. VI. yüzyılın ikinci yarısında Eskiçağ dünyasının en ünlü tarihi şahsiyetlerinden biri olmuştur. Kroisos’un Grek’lerin gözünde büyük ün kazanmasında akıl almaz zenginliği ve onlara yönelik cömertliğinin büyük payı vardır. Örneğin M.Ö. 5. yüzyılın lirik ozanı Pindaros, Kroisos için “...iyiliklerinin ve yardımseverliğinin anısı unutulmaz” sözleriyle bu gerçeği vurgulamaktadır. Ünlü Grek aristokratları da oğullarına ‘Kroisos’ adını koyarak bir yandan ona duydukları hayranlığı gösterirken öte yandan onun ilgisini de çekmeyi amaçlamışlardır.

Kroisos
Kroisos

Kroisos, Kimmerlerce yakılıp yıkılmış Efes’teki Artemis Tapınağı’nın yeniden yapımına yardımda bulunmuştur. Tapınağa armağan ettiği, gövdelerinin alt kısmı kabartmalarla süslü sütunlara ait parçalar XIX. yüzyıldaki Artemision kazılarında ele geçmiştir. Bu parçalar üzerinde “Kral Kroisos vakfetti” şeklinde yazıtlar saptanmıştır.(Halen British Museum'da) Herodot’a göre, Kroisos “Batı Anadolu’daki tüm kentlere egemen oldu ve bunları kendine vergi ödemeye zorunlu kıldı...” Kroisos’un dillere destan servetinin kaynağını, bağlı bölgelerden haraç olarak alınan vergiler, ticari gelirler ve ülkenin doğal zenginlikleri oluşturmaktaydı. Hatip ve filozof Dion Khrystostomos ile ünlü coğrafyacı Amasyalı Strabon'un bildirdiği gibi, bu gelir kaynaklarından en önemlisi altın madenleriydi. Antik kaynaklara göre Paktolos'un dışında Lydialılar, Magnesia-ad Sipylum’da (Manisa), Bergama ile Dikili arasında ve Çanakkale Boğazında, Abydos’un (Nara Burnu) yakınında Astyra’daki maden ocaklarından da altın çıkarmaktaydılar.

Efes Artemis Tapınağı, @virtualreconstruction
Efes Artemis Tapınağı, @virtualreconstruction

M.Ö. 5. yüzyılın ünlü oyun yazarı Aiskhylos’un deyimiyle Lidya kralı Kroisos zamanında başkentleri “Altın Sardes” ya da “Altın yatağı Sardes” denecek ölçüde zenginliğinin ve kültürel gelişiminin doruğuna ulaştı. Başkent Sardes (Sart / Salihli - Manisa) göz kamaştıran bu görkemli zenginliğiyle döneminin yaşam kültürü içinde büyük bir merak konusu ve yaygın bir Lydia hayranlığının oluşmasına neden olmuştur. Gerçekten de klasik çağda Lidya ve Sardes denince dönemin şairi Anakreon’un dizelerinde anlatıldığı gibi, lüks bir yaşam akla gelmekteydi. Aşağı şehri 20 metre kalınlığında güçlü bir tahkimat tarafından korunmakta olan Sardes, kalesiyle de döneminde “antik dünyanın en güçlü yeri” olarak nam salmıştı.

Thomas Allom, Sardis
Thomas Allom, Sardis

Sardes, Tmolos ( Bozdağ)'un eteklerinde, Ege sahilinden Anadolu’nun içlerine giden ana yolun üzerinde Hermos (Gediz) Nehri ve Gyges (Marmara) Gölü’ne hakim bir konumda kuruluydu. Şehrin akropolisi, sarp kayalıklar üzerinde ovaya hakim fethedilmesi zor bir iç kaleydi. Kroisos zamanında aşağı şehri 20 m kalınlığındaki muazzam bir surla korunan surlu Akropoluyle birlikte 200 ha.lık geniş bir kentti. Sardis’in aşağı şehrini korumuş masif sur duvarının 150 metrelik bir bölümü 1976’da gün ışığına çıkarılmıştır. Tabanda 20 m kalınlığında, farklı yerlerde yaklaşık 10 m yüksekliğine kadar korunmuş, taştan ve kerpiçle örülmüş, anıtsal ve çarpıcı bir bulgudur. 1988 yılında bu sur duvarı enkazının dolgusu içerisinde gömülmeden kalmış genç bir savaşçı başında demir bir miğferle ele geçmiştir. Bu eser Sardes'te bulunan en sansasyonel buluşlardan birisidir. Perslerin, Lydia başkentini MO. 546’da ele geçirmeleri sırasındaki şiddetli savaşın önemli bir delilidir. Londra’da, Royal Armories tarafından rekonstrüksiyonu gerçekleştirilmiştir. (Bkz : Arkeoloji ve Sanat Dergisi Sayı : 79 Kapak Resmi)

Kroisos’un dillere destan zenginliği onun trajik sonunu da hazırlayan bir etken olmuştur. Zengin Lydia’nın çekiciliği doğuda İran’da hızla güçlenen Persleri onlara yöneltmiştir. M.Ö. VI. yüzyılın ortalarında, doğu sınırında beliren Pers tehlikesini gören Kroisos, M.Ö. 547 ilkbaharında Kapadokya’ya doğru Perslere sefere çıkmış ve Kızılırmak’ı geçmiştir. Kızılırmak’ın doğu yakası üzerindeki ilk Lidya-Pers Savaşı, sonbaharın gelmesiyle eskiçağın klasik savaş geleneklerine uyarak Kroisos’un geri çekilmesiyle sonuçlanır. Kroisos paralı askerlerini terhis eder ve müttefiklerine de baharda tekrar bir araya geleceklerini iletir. Ancak alışılmışın dışında Kroisos’u izleyen Kyros komutasındaki Pers ordusu, Sardes yakınlarına gelir. Kroisos’un en güçlü birliği, devrinin en iyisi Lidya atlıları kafilesindeki develeri savaş alanına salmasıyla ürken atlar yüzünden kargaşaya sürüklenir. Ovada yapılan meydan savaşını kaybedince Lydialılar, ele geçirilemez sandıkları akropole çekilirler. 14 gün süren kuşatma sonunda Persler Sardes akropolünü ve kralları Kroisos’u ele geçirerek Anadolu’daki egemenliklerini başlatmışlardır. Kroisos’un sonuyla ilgili çeşitli söylentiler vardır. Kimilerine göre öldürülmüş, kimilerine göre de önce kendini yakmak istemiş, fakat başaramayınca Kyros’un danışmanı olarak İran’a götürülmüştür.

Thymbra Muharebesi, Walter Hutchinson 1877
Thymbra Muharebesi, Walter Hutchinson 1877

Sardes’in 8 km. kuzeyinde Lidya’lılarca kutsal sayılan Gygaie (Marmara) gölünün güney kıyısında Bintepeler adı ile tanınan yerde, Lydia krallarının ve soylularının yığma topraktan tümülüs adı verilen anıtsal mezarları vardır. 1940’lı yıllarda en az 149 tane tümülüs varken, günümüze kadar ancak 115 tümülüs korunarak gelebilmiştir. Kocamutaftepe olarak bilinen en büyükleri 355 m’lik bir çapa ve 61 m’lik bir yüksekliğe sahiptir. Herodot bu görkemli tümülüsün Mısır ve Babil’dekilerden sonra en büyük mezar anıtı olduğunu ve Lydia kralı Alyattes için yapıldığını bildirmektedir. Bu alandaki ikinci büyük tümülüs 200 m. çapında 50 m yüksekliğindeki Karnıyarık tepe’dir. Tümülüsün içinde 90 m. çapında üzerinde Lidce çeşitli monogramlar olan bir krepis duvarı tespit edilmiştir. İlk zamanlar kral Gyges’e ait olduğu düşünülen bu tümülüs taş işçiliği ve seramik buluntularına dayanarak M.Ö. 6. yüzyılın ilk yarısının sonuna tarihlendirilmiştir. Bu açıdan bir hipotez olarak bu tümülüsü yaptırmış ancak buraya gömülememiş bir Lydia kralına, büyük ihtimalle de Perslere tutsak düşen zenginliği ile dillere destan olan “Kroisos”a ait olduğu düşünülmektedir.

Herodot’un sözünü ettiği Paktolos Çayı bugün antik Sardes harabelerinin içinden akıp Gediz’e (Hermos) karışan Sart Çayı’dır. 1968 yılı Sardes’deki ABD kazılarında, Sardes’teki antik pazar yerinin ortasından akan Paktolos çayının doğu kıyısında, altını gümüşten ayıran altın üretim atölyeleri ortaya çıkarılmıştır. Bu alanın orta yerinde ise, dört bir kenarında arslan heykelleri bulunan bir Kibele sunağı yer almaktadır. Arslan hem Ana Tanrıçaları Kuvava’nın (Kybele) hem de Lydia krallığının simgesidir. Burada elde edilen altının Büyük Ana’ya sunu olarak toplandığı da düşünülebilir. Bu tarzda arslanlı sunaklara Etrüsk duvar resimlerinde de rastlanılması çok ilginçtir. Lydialıların Sart Çayı’nın alüvyonlarındaki elektron parçalarını toplayabilmek için koyun postlarını kullandıkları düşünülmektedir. Bu bölgede bulunan arkeolojik buluntular Lydialıların altının içindeki yabancı alaşımlardan kal işlemi ile arıtma ve saflaştırma çalışmaları yaptıklarını ortaya koymuştur.

Altın saflaştırma işlemi, Sart Amerikan Hafriyat Heyeti / Harvard Üniversitesi
Altın saflaştırma işlemi, Sart Amerikan Hafriyat Heyeti / Harvard Üniversitesi

Paktolos (Sart Çayı)'tan elde edilen altın doğal bir alaşımdır. İlk Lydia sikke basımları altın ve gümüşün karışık olduğu elektrondan yapılmış, daha sonraki basımlar ise saf altın ve gümüşten elde edilmiştir. Bu durum Lydia’lıların ayrıştırma tekniğini de oldukça geliştirdiklerini göstermektedir. Son bulgulara göre Lydia elektrum sikkelerinde kullanılan elektrumun Paktolos'tan değil Troas'taki madenlerden geldiğini ve Paktolos'tan gelen altının saf olmasından dolayı başka eserlerin yapımında ya da külçe olarak kullanıldığı kabul edilmektedir. Kazılar mücevherci dükkanlarının da küçük altın üretim merkezlerine yakın olduğunu ortaya koymuştur. Bu dükkanlar Herodot’un sözünü ettiği pazar yerinin sınırları içindeydiler. “Serbest Pazar” olarak nitelendirilebilecek bu yapılar topluluğu, doğu pazarlarının öncüsü olarak kabul edilebilir. MTA Enstitüsü’nün bölgede yaptığı araştırmalarda ise Paktolos’a akan çaylarda bugünde de altın parçacıklarının olduğu tespit edilmiştir. Böylece Herodot’un aktardığı bilginin doğruluğu kanıtlanmıştır.

(Bkz: T. Alpan, Salihli ve Civarı Altın Aramaları Bölüm 1 ve 2 MTA Rapor no: 6963 ve 6918 Ankara 1980)

Lydia’da üretilen, ‘Lydion’ denen özel seramik vazocuklar içinde piyasaya sürülen parfüm ve kremler (Lydion Myron), Kroisos döneminde, Ege dünyası pazarlarının en çok aranan malları durumuna gelmişti. Lydionlar gibi diğer Lydia seramikleri de turuncumsu, beyaz yada sarı astar üzerine damarlı mermer görünümünde dalgalı çizgisel bezemelerle süslüdür. Romalı yazar Plinius’a göre mühür yapımında kullanılan koyu kırmızı bir cins değerli kuartz taşı ilk kez Sardes’te bulunmuştur. Tmolos (Bozdağ) Dağları gerek doğal gerekse yeraltı kaynakları açısından oldukça zengindi. Buradaki mermer ocaklarından gerek heykel gerekse anıtsal eserlerde kullandıkları taşları elde etmişlerdi. Ayrıca onları dünyaca zengin kılan altın ve gümüş yataklarının yanısıra Lydia topraklarında bakır boyamada kullanılan arsenik ile kozmetik ve ilaçlarda kullanılan antimuan çıkıyordu. Lydia battaniyeleri, işlemeli yastıkları ve halıları tüm antik dünyada tanınıyordu. Yünü boyamayı ilk kez Lydia’lıların bulduğuna inanılırdı. Yünleri yumuşatmakta yararlanılan kükürt yatakları özellikle bugünkü Kurşunlu kaplıcalarının termal suları Lydia ürünlerini rakipsiz kılıyordu. Bozdağların güney eteklerinde Birgi yakınlarında yer alan diğer önemli bir Lydia merkezi olan Hypaipa kumaş ve yün boyamada kullanılan kök boyalarıyla ünlüydü.

Gordion'dan lydion, Vedat Nedim Tör Müzesi
Gordion'dan lydion, Vedat Nedim Tör Müzesi

Kral Midas, Lydia ve altın taşıyan nehir Paktolus efsanesi. Romalı şair Ovidius’un Metamorphoses (Değişimler) adlı eserindeki anlatılan efsanelerden birine göre ünlü Frig Kralı Midas, Dionysos’un arkadaşı Satyr Silenos’u tutsak aldığında ona iyi davrandığı için Dionysos tarafından ödüllendirilir. Buna karşılık Dionysos onun bir dileğini yerine getirecektir. Dokunduğu her şeyin altına dönüşmesini dileyen Midas, isteği yerine yetirildikten sonra dokunduğu herşeyin - yiyeceklerinin de - altına dönüşmesi sonucu açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya kalınca yaptığı hatanın farkına varır. Bunun üzerine Dionysos, onu bugünkü Salihli ilçesi yakınlarındaki Lidyalıların başkenti Sart harabelerinin içinden akan Paktolos (Sart) Çayı’nda yıkayarak kurtarır. Bu efsane çerçevesinde ilkçağ dünyasında Lidya Krallığı’nın dillere destan zenginliğinin Paktolos (Sart) çayı sularında, Midas’ın yıkanmasından sonra kalan altından geldiğine inanılmıştır.

Lidyalıların kendilerine has bir dilleri vardı. Bugüne kadar Lidya dili ile yazılı yüzden fazla yazıt tespit edilmiştir.   En eski yazılı belgeler MÖ 7. yüzyıla aittir.  8’i sesli, 18’i sessiz harften oluşan 26 harflik Lidce alfabesinin harf sistemi, olasılıkla Fenikelilerden alınmıştır. Anadolu’da kullanılan Hint–Avrupa dil ailesine ait olan Lidya  dili, Bronz Çağı Anadolu halklarının dilleri ile akrabadır. Bu bağlamda daha çok MÖ ikinci binyıldaki Hititçe, Palaca ve çivi yazısı Luvice ; MÖ ikinci binyıl ve birinci binyılın başında Hiyeroglif Luvicesi; MÖ birinci binyıldaki Lykia, Karia, Pisidia ve Side dilleri  ile yakın benzerlikler göstermektedir. Lidcedeki “ben” zamiri “amu”, Hititçede “ammug”, Hiyeroglif Luvicesinde ise “amu ya da emu” şeklinde  okunur. Erken dönem örneklerinde soldan sağa yazıldığı da görülen Lidce; genel olarak sağdan sola doğru, boşluk bırakılmaksızın yazılmıştır. Çift dilli yazılmış olan Lidce-Helence ve Lidce-Aramice yazıtlar sayesinde Lidce’nin gramer yapısı çözülmesine karşın kelime anlamları bakımından hâlâ tam bilinemiyen Anadolu dillerinden birisidir.

Atrastas'ın steli, Sart Amerikan Hafriyat Heyeti / Harvard Üniversitesi
Atrastas'ın steli, Sart Amerikan Hafriyat Heyeti / Harvard Üniversitesi

Yazı arkeolog ve yayıncı Nezih Başgelen'ın Instagram hesabındaki Bintepelerin zengin kralları Lydialılar serisinden alınmıştır.


Yorumlar


© 2023 Spil'in Çocukları

bottom of page