top of page
  • Yazarın fotoğrafıSpil'in Çocukları

Nihal Yeğinobalı'nın hayatı

Nihal Yeğinobalı, 16 Kasım 1927'de Kurtuluş Savaşı sırasında Manisa'nın şehir merkezinde bulunan evleri yandığı için önceden yazlık olarak kullandıkları, savaş sonrasında tamamen yerleştikleri küçük bağ evinde dünyaya gelir. Aile geçmişi Manisa'nın Gördes kazasında bulunan Yeğinoba köyüne dayanır. Dedesi Gördesli Hocazade Asım Efendi (1860-1915), İstanbul medreselerinde ünlü hocalardan ders aldıktan sonra Gördes'te uzun süre müderris olarak çalışmış ve birçok öğrenci yetiştirmiş bir din ve bilim adamıdır. Hür düşünceli bir insan olan ve gazetelerdeki yazıları ve bazı faaliyetleri yüzünden bir ara İzmir basınının tanınmış isimlerinden Tevfik Nevzat ve Tokadizade Şekip'le birlikte sürgün edilmek gibi bir tehlikeye maruz kalan Asım Efendi, naiplik göreviyle Alaşehir ve Adana'da görev yapar, son görev yeri Rumeli kazasker muavinliği rütbesiyle tayin edildiği Bağdat vilâyeti merkez naipliğidir. Bu görevden 1912'de ayrılarak Manisa'ya dönen ve burada yerleşen Asım Efendi, İzmir'in fikir ve edebiyat ortamında çok iyi tanınan bir din ve fikir adamıdır. Yeğinobalı'nın babası Halil Asım Bey, İstanbul'da öğrenim görmüştür, Hukuk Fakültesi mezunudur. Siyasi olarak monarşi yanlısı olmasına rağmen, Cumhuriyet'in getirdiği bazı yenilikleri destekler. Yazar bu konuda şu bilgileri verir:

“(…)Bizim evdeki ve yakın çevremdeki büyüklerin, Cumhuriyet'in o ilk yıllarında kadına özgürlük ve saygınlık kazandıran hemen her adımı alkışladıklarını biliyorum. Örnekse babam, mizaç yönünden olduğu kadar kültürel (hukuk mezunuydu) ve siyasal eğilimleriyle tam bir "Osmanlı beyi‟ ve hatta Padişahçı olan Halil Asım Bey, bir gün, "Bizim kadınlarımız peçeyle gezerken örtüsüz dolaşan Rum kadınlarını pek güzel bulurduk," demişti(…) Ama sonra babam, "Çarşaflar, peçeler kalktığında bir de baktık,‟ diye ekledi, "bizim kadınlarımız meğer çok daha güzelmiş!‟ Bir an için sıkışan nefesimin genişlediğini de çok iyi anımsıyorum.‟(Cumhuriyet Çocuğu, s. 34)

Nihal Yeğinobalı doğduğu sırada babası Soma kaymakamı olarak görev yapmaktadır. Bunun yanı sıra Halil Asım Bey, babası Asım Molla'dan kalan üzüm bağlarında tarım işleriyle de uğraşmaktadır. Yeğinobalı'nın annesi Feride Hanım, Topalağalar sülâlesinden gelen ünlü halı tüccarı Tevfik Bey ve varlıklı Vesile Hanım'ın tek kızıdır. Feride Hanım, okuyup öğretmen olmak istemiş; fakat savaş yüzünden olamamıştır.

"Okuyup öğretmen olmak ülküsüyle tutuşan, gel gör ki doğup büyüdüğü Manisa'nın Gördes kazasında, savaşlar yüzünden ortaokuldan sonra okumak ve öğretmen olmak fırsatı bulamayan Feride(…)okumanın hem kutsal hem de işlevsel bir mutluluk olduğu, bu mutluluğu herkese gümüş tabak içinde sunan Cumhuriyet'e her zaman minnet duymamız ve bu nimetten yararlanabildiğimizce yararlanmamız gerektiği inancını bize sütüyle birlikte sindirmişti." (Cumhuriyet Çocuğu, s. 34)

Öğretmen olma hayalleri suya düşen Feride Hanım, savaş yüzünden maddi olarak güçsüzleşen ailesine yük olmamak düşüncesiyle evlenmek zorunda olduğunu hisseder ve 19 yaşındayken evlenir. Feride Hanım Osmanlı döneminde büyümüş, yetişmiş olmasına rağmen Cumhuriyet'e bütün kalbiyle bağlı, aydın bir kadındır. Bunun için çocuklarının aydın birer insan olarak yetişmesini ister. Gerçekleştiremediği hayallerini çocuklarının gerçekleştirmesi için onlara her zaman destek olur. Halil Asım Bey ve Feride Hanım, 1921'de evlenirler. Nihal Yeğinobalı'nın iki kardeşi vardır. Ablası Müzehher ve küçük kardeşi Asım. Nihal Yeğinobalı ailenin ikinci çocuğudur. Nihal Yeğinobalı, Manisa'nın köyünde bulunan bağ evlerinde ablası ve sonradan aralarına katılan kardeşleri Asım ile birlikte çok güzel bir çocukluk geçirir. Nihal Yeğinobalı, 5 yaşına geldiğinde okula gideceğim diye tutturur. Kızının inadını kıramayan babası, çaresiz okul müdürüyle konuşup okula gitmesi için izin alır. Manisa‟da bulunan ve evlerine yakın olan Yeni Mahalle, Sakarya ilkokuluna kaydı yapılır; fakat yaşı tutmadığı için gayrı resmi olarak öğrenim görmektedir. 6 yaşına geldiğinde birtakım sınavlardan geçirilerek ikinci sınıfa geçmeye hak kazanır. Öğretmeni Memnune Hanım, Nihal Yeğinobalı'nın hayatında önemli bir yere sahiptir.

"Memnune Hanım benim gözümde İlim ve İrfan Mülkü'nün "mektep‟ denilen tapınağındaki rahibelerden biri ve hatta, artık komşumuz olduğu için, birincisiydi." (Cumhuriyet Çocuğu, s.31)

Yeğinobalı, yaşça sınıf ortalamasındaki çocuklardan küçük olsa da sınıfın en başarılı öğrencisidir. 8 yaşına geldiğinde şiir yazma arzusuna kapılır ve Köyümüz adlı ilk şiirini yazar. Bu şiir öğretmeninin beğenisini kazanır. Okul arkadaşının armağan etmiş olduğu Anne Kalbi adlı bir kitapçıkla öykü okumanın tadına varır ve bir süre şiir yazmaya ara verir. 1934 yılında Soyadı Kanununun çıkması üzerine aile Başer soyadını, daha sonra bunu değiştirerek köylerini ifade eden Yeğinobalı soyadını alır. Nihal Yeğinobalı'nın bağcılık işleriyle de uğraşan babası Halil Asım Bey, Gediz çayı çevresindeki bağları nehrin taşması yüzünden mahvolunca bankalardan borç alarak yeni bir bağ diker. Mahsul alındığı sırada günlerce durmak bilmeyen yağmur sebebiyle sergideki mahsuller heba olur, hiçbir kazanç sağlayamayan Halil Asım Bey borç batağına sürüklenir. Bir aile dostunun İstanbul'da iş ayarlamayı teklif etmesi üzerine Halil Asım Bey borçlarını ödemek için bu teklifi kabul eder.

Maliye müfettişi olmak üzere İstanbul'a gider. Ardından ailesini de yanına alır. Küçük Nihal ilkokula iki sene İstanbul'daki Kadıköy 11. Mektep'te devam eder. İstanbul'a da okuluna da uyum sağlayamaz, bunda öğretmeni ve arkadaşlarının önemli bir rolü vardır. Okul arkadaşları Yeğinobalı ile "köylü" olduğu gerekçesiyle alay ederlerken öğretmeni de yazmış olduğu kompozisyonları onun yazmadığı düşüncesindedir. 10 yaşında ilkokuldan mezun olur. Nihal Yeğinobalı'nın babası eğitimi ciddiye alan biridir. "Sağlam bir Türk kültürü" edinmesi için ortaokulu bir Türk okulunda okumasını ister; fakat Arnavutköy Amerikan Kız Koleji dışındaki okullar 12 yaşından küçük öğrencileri kabul etmediği için ablası Müzehher ile birlikte Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'ne yazılır, ortaokul ve liseyi orada okur.

"İstanbul‟a gelip kamu hizmetlerine girince acaba Ankara'ya daha bir yaklaşır gibi olmuştu da bu okulu biraz da bu nedenle mi seçmişti bizim için? Ama öküzün altında buzağı aramaya ne hacet? Bu Kolej Türkiye'nin en zengin, en seçkin, en muteber okullarından biriydi, Halil Asım da okumayı eğitimi ciddiye alan bir adamdı. Bir yandan da seçkinlik, şatafat duygularını doyumlayabiliyorsa daha ne isterdi?" (Cumhuriyet Çocuğu, s.243-244)

Koleje çabuk alışan Yeğinobalı, ilkokulda gösterdiği başarısını ortaokulda ve lisede de devam ettirir. Okulun koruluğunda dolaşırken o sıralar Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'nin lise bölümünde edebiyat öğretmeni olan Faruk Nafız Çamlıbel'i görür ve okulu daha çok sevmeye başlar. Kütüphaneden edindiği İngilizce kitapları kendince çevirmeye çalışır, ikinci şiiri olan Bağda Geceler'i yazar ve kolej öğrencilerinin çıkarmış olduğu İzlerimiz adlı edebiyat dergisinde yayımlanması için gönderir; fakat yaşı küçük olduğu için, şiiri kendisinin yazmadığı düşünülür ve yayımlanmaz. Bunun üzerine "kaleminin namusunu temize çıkarmak" için üçüncü şiirini İngilizce olarak yazar. Bu şiir çok beğenilir, okulda şair ve edebiyatçı olarak tanınmaya başlar. Ardından dördüncü şiiri Yeşil Gözler'i yazar. Nihal Yeğinobalı her yaz Manisa'ya gider, orada komşu çocuğu Müfit'in roman yazma hakkındaki konuşmalarından etkilenir. Romanın yeni bir tür olduğunu, bunun için elbirliğiyle geliştirilmesi gerektiğini düşünen Müfit sayesinde Yeğinobalı da roman yazmaya merak salar. Bu romanın, okuduğu romanlardan da esinlenerek, cinsel içerikli "aşk ve ızdırap" romanı olmasına karar verir. ve bu kararını yaklaşık 15 yıl sonra “Genç Kızlar” romanında uygular. Nihal Yeğinobalı'nın anne ve babası, Halil Asım Bey'in bir Anadolu kasabasına sürülmesi ve bazı sebepler yüzünden ailesiyle bağlarının kopması üzerine 22 yıl süren evlilik hayatlarının sonunda ayrılırlar.

"(…) Babamız Halil Asım dalkavukluk etmek, el etek öpmek bilmeyen, dürüst bir insan, doğru bir memurdu. Hatta bu doğruluğu yüzünden, üstlerinin suyuna gitmediği, kimi şeyleri görmezlikten gelmeyi bilmediği için ileri yıllarda sık sık Anadolu kentlerine "sürülecek", bu da onun gitgide ev yaşantısından kopup ailesine yabancılaşmasına neden olarak sonunda annemizin ondan ayrılmasının ve benim anneme destek olmak için çalışmaya karar verip henüz Kolej diplomamı elime almadan çevirmenliğe başlamamın yolunu açacaktır." (Cumhuriyet Çocuğu, s.220-221)

18 yaşındayken annesine destek olmak için çalışmak ister ve çevirmenliğe başlar. Yeğinobalı, 1945 yılında Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'nden mezun olup Türkiye Yayınevi'nde çevirmen olarak iş hayatına atılır. İlk çevirisi; Robert Smythe Hichens'in "Allah'ın Bahçesi‟" (1946) adlı romanıdır. Yazar, tatilde olduğu bir sırada Yayınevinin yeni bir çeviri istemesi üzerine yazdığı, çeviri adı altında yayımlanan ilk romanı Genç Kızlar'ın öyküsünü şöyle anlatır:

"1945, 1950 yıllarıydı sanıyorum. Tam olarak hatırlamıyorum. Kitabın yazılması 1949 olmalı. Yayımlanması 1950'ye kalmış olabilir. Bir roman yazmayı eskiden beri istiyordum. Kolejden diplomamı almadan çeviri yapmaya başlamıştım. Ben de roman yazabilirim, diyordum kendi kendime ama bana "sen daha küçüksün, büyüyünce yazarsın" diyorlardı. Hayatımı da çevirilerle kazandığım için ayrıca vakit ayırıp, böyle bir etkinliğe girmeme olanak yoktu. Bu fırsat elime tesadüfen geçti. Manisa'ya tatile gidiyordum. Yayınevinden bana acele bir çeviri gerektiğini söylediler. Şunu belirteyim ki çevirmen olarak çalışıyor, çevirmen olarak para alıyordum. Fakat aslında editör de bendim. Çünkü esas editörden daha iyi İngilizce biliyordum. Kitapları daha yakından takip ediyordum. Kitapları ben seçerdim. İsimler Türkçeleştirilecek ise, ki o zamanlar romanların isimleri Türkçeye değiştirilerek çevriliyordu, çok zaman, onları ben bulurdum reklamlarını da ben bir araya getirirdim. Yani editör bendim. Bunun üzerine yayınevine Manisa'da oturan amcamın evinde 10,15 yıl öncesinden kalma bir deste yabancı dergi olduğunu ve bu dergilerde çok güzel bir tefrika Amerikan romanı okumuş olduğumu ve o romanı çevirebileceğimi söyledim. Copyright sorunu çıkmaması için tarihi eskiye attım. Kabul ettiler. Böylelikle çeviri yapar gibi bir disiplinle her Allah'ın günü roman yazdım. Her akşam üzeri yazdığım kısmı eksprese yetiştiriyordum. Ertesi gün elimde bir gün öncesinin son cümlesi dışında hiçbir şey olmazdı. Böylece bitirdim. Bir buçuk ayda çıkmış oldu."

Nihal Yeğinobalı, Genç Kızlar romanındaki olaylar bir tiyatro okulunda geçtiği için, romanına uygun bulduğu "The Curtain Sweeps Down" (Perde İniyor) adını verir. Romanın yazarı olarak da "Vincent Ewing" adlı Amerikalı bir yazar adı uydurur. Telif hakkı problemi yaşanmaması için de kitabın tarihini eski bir zamana atar ve Genç Kızlar romanının yazarın tek kitabı olduğunu söyler. Kitap böylece çeviriymiş gibi yayımlanır. Yazarı erkek olarak seçmesinin sebebini ise şöyle açıklar:

"Vincent Ewing neden erkek ve Amerikalı biliyor musun? İyice maskelenmek için herhalde. Ben o yıllarda bir sürü bestseller okuyordum. Kadın yazarların kitaplarını o kadar çok sevmiyordum. İlk romancılarımız gibi biraz baygın buluyordum onları. Erkek olması bence çok doğal. Niçin Amerikalı? Bir kere Güneyli. O dönem okuduğum kitaplardan anladığım kadarıyla Amerika'da tekdüze bir sosyal yaşam vardı. Gittiğimde de onu buldum. Tekdüze. Tek ilginç Güney kültürü. Daha çok mücadele var, değişiklik, karışıklık var. Daha romantik. Amerika'nın diğer şehirlerinin biri diğerinden farklı değil. Ha birisi olmuş, ha öbürü. Onun için adamı Güneyli yaptım."

Aşka karşı inancını yitirmiş bir erkek ve 3 genç kızın hikâyesini anlatan bu romanda Yeğinobalı, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'nde gördüğü ve yaşadığı şeylerden esinlenir ve genç kızların gizli dünyasını ele alır. Kitap beğenildiği takdirde kendi romanı olduğunu açıklamayı düşünür, eser çok beğenilir bir o kadar da "erotik" bulunur. Ancak o, 1940-50‟li yılların Türkiye'sinin genel ahlâk anlayışı açısından "erotik" ve "müstehcen" olan romanının kendine ait olduğunu açıklamaktan utanır. Bundan dolayı bu roman uzun bir süre Vincent Ewing'e ait zannedilmiştir.

Roman çok beğenilirken diğer yandan "oral seks" kelimesini nasıl çevrildiği konusunda yayınevinde tartışmalar çıkar. Bazıları çevirdiği sahneleri yaşadığını, bazıları da çok iyi bir çevirmen olduğu için o kelimeyi anlayarak çevirdiğini düşünürler. Yeğinobalı bu tartışmalardan sıkılır ve 1953 yılında Ankara'da yaşayan ablasının yanına gider. O sırada Amerikan Konsolosluğu'nda görevli olan, ayrıca çocuk ve kültür filmleri çeken bir yapımcı olan Morton Schindel ile tanışır ve ona âşık olur. Evlenip Amerika'ya giderler. Nihal Yeğinobalı, New York State Üniversitesi'nin edebiyat bölümüne başlar. 1955 yılında “Sim” adlı kızı dünyaya gelince sadece iki yıl öğrenim gördüğü okulu bırakmak zorunda kalır. Ardından 1961'de de oğlu “Timur” doğar. Amerika'da yaşadığı 7 sene boyunca memleket hasretiyle yandığı ve Amerikan kültürüne alışamadığı için eşinden ayrılarak çocuklarıyla birlikte 1963 yılında İstanbul'a döner. Bu süre içerisinde Vincent Ewing adında bir yazar olmadığı anlaşılır. Yazar, yayımlandığı günden yaklaşık 10 yıl sonra romanı Vatan gazetesinde tefrika edilirken küçük bir not ile kendi eseri olduğunu açıklar; fakat bu açıklama yankı bulmaz. 1960‟lı yıllarda Yeni İstanbul gazetesi editöründen romanı bir Türk romanı gibi yazması için bir teklif alır. Editör, Genç Kızlar romanının telif olduğunu bildirerek heyecan yaratmak istediğini söyler. Yeğinobalı eşinden yeni ayrıldığı ve paraya ihtiyacı olduğu için bu teklifi kabul eder. Diğer bir sebep de romanı artık kendi üzerine almak istemesinden kaynaklanmaktadır. Eser Bir Erkek Geldi adıyla tefrika edilir; fakat bu sırada editör fırtına yaratma fikrinden vazgeçerek kitap 8 hakkında birkaç cümle yazar. Bu olay okuyucuların dikkatini çekmediği için birkaç senaristin filme uyarlama teklifinden başka bir kazanç getirmez ve film yapımcısı Turgut Demirbağ, Genç Kızlar'ı beyaz perdeye taşır. Yazar, 1988 yılında Cumhuriyet gazetesinde romanının çeviri olmadığını, özgün eseri olduğunu tekrar açıklar ve bu sefer açıklama büyük yankı uyandırır. Roman, Altınkitaplar Yayınevinde Nihal Yeğinobalı'nın eseri olarak basılmaya başlar.

Yeğinobalı, ikinci romanı olan Eflatun Kız adlı romanını 1959 yılında Amerika'dayken yazar , roman aynı yıl Vatan gazetesinde kendi adıyla tefrika edilir ve çok beğenilir. Yayınevleri kitabı yayımlamak isterlerken Yeğinobalı Amerika'ya döner, 2-3 sene sonra döndüğünde Eflatun Kız'ın basılması için yayınevleriyle görüşür. Altınkitaplar Yayınevi çeviri eserlerin telif eserlerden daha çok kazanç sağladığını öne sürerek romanı yine Genç Kızlar gibi çeviri olarak yayımlamak istediğini söyler. Yeğinobalı paraya ihtiyacı olduğu için bu öneriyi kabul eder ve roman çeviri olarak yayımlanır. 1985'te Cem Yayınevi romanı sahiplenir ve Eflatun Kız, Mazi Kalbimde Bir Yaradır adıyla 1987'de yeniden basılır. Yazar ardından Sitem'i (1997) yazar. Bu romanlar mekân olarak Manisa'da geçen romanlardır. Romancı, Mazi Kalbimde Bir Yaradır ve Sitem romanlarında olayların yaşandığı Yeşilce köyünün Manisa olduğunu söyler. Romanlardaki çoğu karakter, çocukluk yıllarında hayatında olan kişilerle büyük benzerlikler taşır. Mazi Kalbimde Bir Yaradır'ın Lamia'sı ile kendisinin benzeştiği birkaç nokta bulmak mümkündür. Saçının kısa olması, ilk aşkının adının Turan olması, sayıların rengini görüyor olması gibi. Yazarın en çok hangi kahramanı ile içselleştiği sorusuna verdiği cevap ise şöyledir:

"Sitem… Sitem, heba olmuş köylü kadınının, köylüsünün masumiyeti, cevheri gibi geliyor bana. Ama kent kültürü Sitem'e sahip çıkmadı, onu bencilce kullandı."

Yeğinobalı'nın romanlarında, yaşadığı yer olan Manisa'yı neredeyse tüm ayrıntıları ile görmek mümkündür. Mesirede karşılaştığı "sarı saçlı, çıplak ayaklı yörük kızı" 10 hafızasından silinmeyerek ilk önce ortaokul sıralarındayken bir kompozisyonuna konu olurken yıllar sonra da Sitem romanının kahramanı olarak karşımıza çıkar. Çocukluk günlerindeyken üzerinde etki eden ve Sitem romanında tasvir ettiği "Güneş karanlığı" olarak adlandırdığı durum için şunları söyler:

"(…) Çiftlik yöresinin doğasında beni ürküten ve çocukluk kabuslarıma hammadde sağlayan, gizemli karanlık yönler vardı. İleriki yıllarda kendi kendime "Güneş Gotiği" diye tanımlayacağım, SİTEM romanımda da "Güneş Karanlığı‟ olarak adlandırdığım bu gizem ve ürküleri, o yaz çiftlikte yoğun olarak yaşayacaktım."

Romandaki Mehmet Mustafa, şıhzade ve karısı, Dalya, Mihri Hanım, Haççe, Doktor Nejat gibi karakterler de Yeğinobalı'nın Manisa'da yaşadığı yıllarda, uzaktan da olsa, hayatına girmiş kimselerle benzerlik taşır.


Romanlarındaki kahramanlarından anladığımız kadarıyla Türk edebiyatında sevdiği şairler arasında Ahmet Haşim'in bulunduğunu söyleyebiliriz. Yazar, romanlarındaki kahramanlara zaman zaman Haşim'den, Yahya Kemâl'den, Orhan Veli'den ve Ziya Paşa'dan şiirler okutup, Peyami Safa'dan örnekler sunarken bazen de Nazım Hikmet'in yasaklı döneminde şiir okumanın zevkine değinir. Can Yayınlarının kurucusu Erdal Öz ile yaptığı röportajda da Kolej yıllarındayken Divan şairi Yunus Emre'nin şiirlerine ve türkülerine düşkün olduğunu belirtir. Ayrıca İstanbul'da yaşadığı bir sırada Kalamış'ta komşuluk ettiği Aziz Nesin'den "dostum" diye bahseder. Cemal Süreya ise Yüz İzdüşümler/Söz Senaryosu adlı kitabında Yeğinobalı‟yla ilgili bir makalesinde, onun hayatından ve Genç Kızlar'ın öneminden bahseder. Yeğinobalı, Cemal Süreya ile olan bağlantısını ise kendisi şöyle ifade eder:

"70'li yıllarda Altın Kitaplar'da İngiliz klasiklerini çevirirken Cemal Süreya da Fransız klasiklerini hazırlıyordu. O zaman tanıştık ve çok güzel sohbetler oldu aramızda. Cemal Süreya çapkınlığı ile nam salmıştı, bu yüzden ben onunla herhangi bir şey yaşamayı göze alamadım. Aradan birbirimizi hiç görmeden geçen 15 seneden sonra 2000'e Doğru'da haftalık portreler hazırlarken benimle de bir röportaj yaptı. O röportaj sırasında "Beni neden sevmedin?" diye sordu. Ben de "seni çok sevebilirdim ama göze alamadım" dedim. Aramızda hiç yaşanmamış bir aşk vardı. Bu olaydan kısa bir süre sonra bir cumartesi günü beni aradı. Gelip benim evimde yaşamak istediğini söyledi. Bunu da göze alamadım, bir anlam da veremedim. İki gün sonra ölüm haberi geldi. Meğer bir aile kavgası yüzünden evden ayrılmak zorunda kalmış, sığınacak bir yer arıyormuş. Bunun üzüntüsüyle şeker komasına girip ölmüş. Hâlâ burukluğunu içimde taşıyorum bu olayın."

Yeğinobalı‟nın romanlarında aşkı için mücadele eden, bağımsız bir birey olduğunu kanıtlamaya çalışan kadınları, kadın cinselliğini, erotizmi ve toplumdaki kadın hallerini anlattığı için feminist olduğu öne sürülmüştür. Yazar, erotizmin aslında tüm kadınlarda olduğunu; fakat bu duyguların çok bastırılmış olduğuna değinirken erotizmi yazan erkek yazarların da bu durumu ameliyat anlatır gibi anlattığını düşündüğü için kaleme aldığını belirtir ve feminist olduğu konusundaki düşünceleri yalanlayarak kadın erkek eşitliğine inandığını dile getirir. Feminizm konusundaki düşüncesi şöyledir:

"Feministlerden daha geniş bir açıya sahibim. Kiminin erkeklerle yarışmakta ve zıtlaşmakta kaldıklarına inanıyorum. Oysa erkekler de kurbandır, onların durumu da çok acıklı. Bu durum, Belki Defne'yi yazdığımda yine karşıma çıktı. Defne boşanınca hayatını yaşıyor ve kendinin farkına varıyor. Ancak sonra kocasına dönüyor. Pek çok kadından tepki aldım, neden kocasına döndü diye. Çünkü Defne anne olmak istiyor; bu yine onun kendi rızasıyla verdiği bir karar. Ben kadın erkek eşitliğine inanıyorum. Mesela en büyük mücadelem, Hürriyet'in ilk sayfasına her gün koydukları yarı çıplak kadının, dönüşümlü olarak yerini yarı çıplak bir erkeğe bırakması."

Nihal Yeğinobalı 65 yaşına kadar çeviri yapmaya devam eder. Çocukları artık çeviri yapmamasını, sadece kendi romanlarını yazmasını ve ona bakacaklarını söylerler. İlk önce bunu bir onur sorunu haline getiren yazar, 70 yaşına yaklaşınca bunu onur sorunu olmaktan çıkararak çocuklarının bu isteğine uyar. Yeğinobalı'nın oğlu Timur Schindel'in Gaziantep'te Anadolu Evleri adlı otelin sahibi olduğunu biliyoruz. Ancak kızı Sim Schindel hakkında bir bilgimiz yoktur. Yazar geçimini sağlamak için çeviri yapmaktan vazgeçtikten sonra Belki Defne(2005) ve Gazel(2007) adlı son iki romanını yazar. Siyasi tutum olarak Cumhuriyet devrimlerine ve ilkelerine bağlı bir yazar olduğu için çocukluk yıllarını Cumhuriyet Çocuğu(1999) adlı anı kitabı altında toplamıştır. Yazar şu anda 86 yaşında olup İstanbul'da yaşamını sürdürmektedir.


Comments


bottom of page