top of page
  • Yazarın fotoğrafıSpil'in Çocukları

Mustafa Kemal'in Soma Ziyaretleri

Mustafa Kemal Anadolu Devrimi’nin var edilmesi sürecinde sıkça yurt gezilerine çıkmış ve bu gezilerde bizzat halk ile temas ederek devrime dair görüşlerini paylaşmıştır. Devrimleri halka anlatmak, yapılacak değişikliklerde halkın sürece dönük desteklerini sağlamak amacında olan Mustafa Kemal gerek ekonomik gerekse de siyasi birçok meseleyi yurt gezilerinin gündemine taşımıştır. Dolayısıyla bu geziler sıradan bir gezi mahiyetinde olmayıp Cumhuriyet’in var edilmesi sürecinin teknik bir unsuruna dönüşmüştür. Yapılacak değişikliklerin halk ile paylaşıldığı bu geziler bazen de devrim karşıtlarına dönük bir meydan okuma niteliğinde olmuştur. İlk yurt gezisini 14 Ocak 1923’te Batı Anadolu’ya yapmış ve bu geziler 16 Mayıs 1938 tarihine kadar devam etmiştir. Demiryolu ulaşımı karayoluna göre daha kolay olduğundan Mustafa Kemal, özellikle İzmir istikametine dönük seyahatlerinde demiryolunu kullanmıştır. Ankara-İzmir arası gidiş gelişlerinde Soma’dan her defasında geçmiştir. Bu geçişlerin bazılarında bizzat Soma’yı da ziyaret etmiş bazılarında ise Soma’da sadece halkı selamlamıştır. Mustafa Kemal , Manisa ve Soma’yı 5 , Akhisar ve Turgutlu ‘yu 4 , Kırkağaç ve Salihli’yi 3, Alaşehir’i de 2 defa ziyaret etmiştir. Mustafa Kemal Soma’ya ilk defa 6 Şubat 1923’de gelmiştir. 14 Ocak 1923 tarihinde annesi Zübeyde Hanım’ın vefatının ardından 27 Ocak tarihinde İzmir’e gelmiş ve annesinin Karşıyaka’da bulunan mezarını ziyaret etmiştir.28 Ocak akşamı da İzmir Vilayet binasında onuruna verilen yemeğe katılan Mustafa Kemal 29 Ocak günü de Latife Hanım ile evlenmiştir. 5 Şubat tarihinde eşi Latife Hanım ile birlikte Manisa istikametinde bir seyahate çıkan Mustafa Kemal Akhisar’da çeşitli ziyaretlerde bulunmuş ardından da Kırkağaç’a geçmiştir. Kırkağaç’ta Birinci Süvari Tümeni Komutanı Mürsel Paşa’nın karargah olarak kullandığı bir evde geceyi geçiren Mustafa Kemal burada Soma yöresinin önemli mili mücadele Efelerinden Saçlı Mustafa Efe ile de görüşmüştür.6 Şubat günü Soma’ya gelen Mustafa Kemal, halk ve şehrin ileri gelenleri tarafından garda karşılanmıştır. Mustafa Kemal’in askerleri teftiş ettiği sırada eşi Latife Hanım da kadınlarla sohbet etmiştir. Bu esnada ağlayarak kendisine dua eden kadınlara Mustafa Kemal:‘’Ağlamayınız,gülünüz. Bundan sonra hep güleceğiz’’ demiş ve ardından Balıkesir istikametinde yoluna devam etmiştir. Mustafa Kemal 22 Şubat 1924 tarihinde İzmir’den Ankara’ya dönerken Manisa ve ilçelerine uğramıştır. Bu geçiş esnasında Soma’da öğrencileri selamlamıştır. 10 Ekim 1925 tarihinde Soma’ya bir defa daha gelen Mustafa Kemal’in bu ziyereti şapka devrimine ilişkin başlattığı süreçte gelişmiştir. Balıkesir’den Manisa’ya doğru yola çıkan tren Soma’da durmuş ve Mustafa Kemal burada Kız Mektebi öğrencileri ile öğretmenlerine iltifatlarda bulunmuştur. Soma ile ilgili kendisine verilen bilgileri dinleyen Mustafa Kemal. ardından Kırkağaç istikametine doğru yoluna devam etmiştir. 1926 Haziran’ında Mustafa Kemal, yaşanan değişim ve dönüşümün halk tarafından nasıl algılandığını gözlemlemek maksadıyla bir yurt gezisine daha çıkmıştır. Bu gezi kapsamında Anadolu’ nun bir çok noktasını dolaşan Mustafa Kemal, 14 Haziran’da Bursa’dan Balıkesir’e ve Manisa üzerinden İzmir’e geçmeyi planlamıştır. Fakat Balıkesir’de bulunduğu sıralarda İzmir Valisi Kazım Dirik Paşa’dan İzmir’de kendisine karşı bir suikast yapılacağına dair bir tertibin ortaya çıkarıldığını haber alan Mustafa Kemal’den seyahatini ertelemesi istenmiştir. Fakat bu durumu kabul etmeyen Mustafa Kemal seyahatine devam etmiş ve 16 Haziran günü Balıkesir’den Manisa istikametinde ilerlerken treni Soma’da durmuştur. Burada halkın ileri gelenleri ve öğrenciler ile Halk Fırkası ve Türk Ocağı’nın ileri gelenlerince karşılanan Mustafa Kemal bir süre istasyonda istirahat etmiş, kendisine çay ikram edilmiştir. Türk Ocağına ait fotoğrafları imzalayan Mustafa Kemal bütün ocaklıları sevince boğmuştur. Mustafa Kemal’in Soma’ya son ziyareti 24 Haziran 1934 Pazartesi günü olmuştur. İran Şahı Rıza Pehlevi ile birlikte Soma’ya gelen Mustafa Kemal saat 11:00’de Soma’ya ulaşmış ve 21 pare top atışı ile karşılanmıştır. Halkın yoğun alkışları ile karşılanan Şehinşah ve Mustafa Kemal istasyon Müdürlüğü’ne gelerek kısa bir süre istirahat etmişlerdir. Burada minik bir kız öğrenci kendilerine şarkılar söylemiş , Mustafa Kemal ve Şahın iltifatlarını almıştır. İstirahatin ardından askeri birlikler denetlenmiş ve Şah’in isteği üzerine de, bir tatbikat gerçekleştirilmiştir. Tatbikatın ardından bir geçit merasimi düzenlenmiş ve bundan sonra da saat 13:00 ‘de halkın büyük gösterileri ile Soma’dan ayrılmışlardır. 1934 yılına ait bu seyahate dair Sadık Karagöz’ün ulaştığı birkaç anıyı aynen sizlere aktaralım: ‘’Göz Yaşlarımı Tutamıyordum Emekli Müzik Öğretmeni olan Mahmude Pekmener (Şenses)’in anısını mektubundan okuyalım: Yıl 1934 … Ben henüz ilkokulu bitirmiş(11) yaşında bir kızdım. Büyük Atatürk’ün İran Şahı ile birlikte Soma’yı ziyaret edeceklerini duyar duymaz bir coşkulu sel gibi istasyona akan halk arasında ben de annemle birlikte istasyona gittim. Çok iyi anımsıyorum. Rüzgarlı bir gündü. İstasyondaki lokomotiflerden çıkan duman yüzümü yer yer kömür ocağından çıkmış gibi siyah lekelere boyamıştı. Üzerimde çiçekli poplin bir elbise vardı. Tren geldi. Ata’mı ilk kez görecektim. Öyle heyecanlıydım ki. Ata, trenden indikten kısa bir süre sonra ‘’Mahmude Şenses’’ diye adımın çağrıldığını duydum. İlkokul birinci sınıftan itibaren öğretmenlerim hep şarkı söylettikleri için yine bana şarkı söyletecekler diye halkın arasına gizlendim. Tahminim doğru çıktı. Öğretmenlerim Yaver Bey’e : -Sesi çok güzel olan bir kızımız var. Acaba Atatürk dinlemek isterler mi? Diye sormuşlar. Olumlu yanıt alınca beni aramaya seferber etmişler. Sonunda buldular. Öğretmenim Bahri Oskay Bey, beni o yüz ve kılıkta görünce: -Bu ne hal kızım? deyip yüzümü yıkadı. Elbisemi değiştirecek vakit yoktu. Beni apar topar istasyon binasına soktu. Ata’nın huzuruna neden getirildiğimi anlamıştım. Şarkı söyleteceklerdi. Yaver Bey soluk soluğa içeri girdiğimi görünce önce: -Biraz dinlen kızım dedi ve arkasından da bir bardak limonata verdi. Biraz sonra Ata’nın huzurundaydım. Atatürk’le İran Şahı karşıda , sağda ve solda Bakanlar ve diğer ileri gelenler oturuyorlardı. İçerisi çok kalabalıktı. Birden koşup,Ata’nın elini öpmeyi düşündüm. Ama diğerlerinin de elini öpmem gerekir diye yalnız başımı öne eğerek selam verdim. O an da Yüce Atatürk, sımsıcak bir sesle: -Yavrum bize şarkı söyleyecekmişsin, söyle dinliyoruz, dediler. Çok heyecanlanmıştım. Yanaklarım al al olmuştu. Öğretmenimin bana öğrettiği şarkılardan Bizet’in ‘’İnci Avcılar’’operasından şu aryayı söyledim: Siz ey güzel günler Ey gençliğin çiçekleri Heyhat çoktan beri Sizin için kalbim inler… Hocam Neyir Oskay Hanım her okul bitişi akşamları bana kemanı ile büyük bestecilerin aryalarını öğretir, ben de küçük olmama rağmen bunları gayet kolay öğrenirdim. Şarkımı söylerken birkaç bakanın ağladığını, hele içlerinden birinin durmadan gözlüklerini sildiğini görünce, çok duygulanmış ve coşkun bir güven duygusuyla dolmuştum. Ata’m beni yanına çağırttı. Kucağına oturttu. Sarı uzun örgülü saçlarımı okşayıp: -Ne kadar güzel sesin var. -Seni Ankara’da Musiki Muallim Mektebi’nde okutayım ister misin? Diye sordular. Öylesine sevindim ki utanmasam boynuna sarılacaktım. -Baban var mı? Diye sordular. -Hayır yok, diye cevap verdim. -Bir şarkı daha söyler misin? diyerek örgülü saçlarımı ellerine dolayıp: -Bunları sakın kesme, çok güzel, dediler. İkinci kez, Offenbach’ın Barkarol’ünü söylemek istedim.Ama hemen vazgeçtim.Şarkımda Ata’mı öven sözler olmalıydı. Sonunda: Milletlerin tarihinde görmedim ben, Bir kahraman, bir en büyük senin kadar… Sözleriyle başlayan şarkımı söyledim. Şarkı bitince kalktılar, kimi öptü, kimi kucakladı ve hepsi: -Seni hiç unutmayacağız; dediler. Gerçekten de unutmamışlardı. Çünkü ben şarkımı söylerken Atatürk, yaverine: -Küçüğün adresini al ,demiş. Fakat yaver bey unutmuş Atatürk bir yandan dışarıda askeri manevrayı izlerken bir yandan da durmadan: -Adresi aldın değil mi? Diye soruyormuş. Yaver bey çok heyecanlanmış, Halk arasında ağabeyimi buldurup adresimi almış. Bir hafta sonra beni Ankara’dan telgrafla çağırdılar. Böylece Musiki Muallim Mektebi’ne girmiş oldum. Şan öğretmenlerim sesimi çok beğenmişler on bir yaşımda olmama rağmen bana Şan dersi vermek için tüm ilgi ve yardımlarını esirgemiyorlardı. Dördüncü sınıfta iken Ata’mızın kara haberi geldi. Öyle derin bir acıyla içim karardı ki göz yaşlarımı tutamıyordum. II. Babamı , bana hayatım boyunca en büyük mutluluğu vermiş büyük insanı yitirmiştim. Hüseyin Kayapalı yukarıda da belirttiğimiz tatbikata ilişkin şunları aktarmıştır: ‘’Atatürk, Şah ve maiyetindekilerle Soma’ya geldiğinde , ben de askerdim.Maden Soma’nın harcını , alınterimiz sularını, kemiklerimiz de taşlarını teşkil etti. Elbette ki tozu harç, teri su , kemiği taş olarak kullanan millet ölmezdi. 64. Alay’ın savaş tatbikatını Şah izlerken, hayranlığını elini ısırarak belli ediyordu.64. Alay Komutanı Murat Tınaz’dı. Tatbikat yapıldı. Yapılan tatbikat tek kelime ile şahane idi. Sonradan tatbikat yapılan sahanın aşağı kısmında kıtalar Atatürk ve Rıza Pehlevi’nin önünden geçtiler. 64. Alay Komutanı’nın atı, tören sırasında geçerken inadı tuttu, yürümedi. Sanki at mıhlanmıştı yere. Bir er koşarak atı çekmek istedi.At gitmiyordu. Er , atı hızla çekince Ata’nın gözleri çakmak çakmak oldu.Ere: -Atı çekme diye emretti. O an çiftlik sahibi Yusuf Fahri’nin yamakçısı atın yanına yaklaştı.Yamakçıyı gören at , sevinçle şahlanıp yürüdü. Dün cephelerde toz toprak içinde savaşan erler,asrın icaplarına ve isteklerine uygun bir Türk Ordusu olduğunu Atatürk ve Şah’ın önünde sergilerken: Artık savaş bitti ey şen arkadaş Büyük zaferi terennüm edelim Şimdi zafer sevinç günüdür. Kalplerimiz hür Yaşa büyük şanlı ordu, çok yaşa Bütün millet hürriyetle yaşıyor Gece gündüz baş başa. Marşını söyleyerek uzaklaştık.’’ Somalı Nuri Yazar’dan bir anı: ‘’Atatürk’ün Soma’ya ikinci teşriflerinde, Kırkağaç’taki 61. Tümenle Manisa’dan gelen bir Tümenin Soma İstasyonunun yakınında Nuri Yazar’a ait çamlık etrafında muazzam bir manevra yaptırdı.Bu manevrada beraberinde İran Şah’ı da vardı. Manevranın çok hareketli bir safhasında bir tabura hücum emri verdi.Hücuma kalkan taburun Mehmetcikleri ‘’Allah Allah’’ nidası ile kahramanca ortalığı tozu dumana katınca İran Şahı: -Paşam bu ses ve heyecan nedir? Diye sorar. Ata cevap olarak: -Şahım ne zaman ki hücumlarda bu mukaddes mevhum olan Allah Allah sedalarını işitsem Türk Ordusunun önünde hiçbir kuvvet duramaz ve mutlaka Türk Ordusu muvaffak olur, dediği zaman İran Şahı: -Ha.. ha..ha.. diye gülerek büyük muhabbetle Ata’nın ellerini sıktı. Birlikler büyük bir tütün tarlasının içinden geçti. Bu tütün tarlaları benim ortağım olan Ali Muştu’ya aitti. Bendeniz ozaman Belediye Reis Vekili idim.Hemen Atatürk’ün yanında bulunuyordum.Atatürk bana: -Tütünün zararına baktırın ,diye emir verdi. Ben tebessümle: -Paşam tarla benim, dedim. Ellerini omzuma koyarak: -Hafız yine sen misin? Dedi. Ben de: -Paşam hiçbir zararınız yok. Zarar tazmin edilmiştir. Acem kelimesi İzmir’e gidildi. Orası gezildikten sonra İzmir’den trenle Balıkesir’e gidiyorduk. Oradan da otomobille Çanakkale’ye gidilecekti.Bir ara Atatürk maiyetinin bulunduğu salona geldi ve onlara: -Aman çocuklar dikkat edin Şah’ın yanında Acem kelimesini kullanmayın. Hep İrani demek lazım. Bu acem kelimesi Araplardan bize gelmiştir ki onlar bu sözden hoşlanmazlar. Sabah Soma’da Atatürk ile Şah trenden inip askeri teftiş ederek bir geçit resmini seyrettiler. Askerler geçerlerken aralarında bazılarının ayak uyduramadıklarını görünce Atatürk Şah’a: -Askerlerimizin bir kısmı Acemidir de, ondan oluyor. Ertesi akşam bir araya geldiğimizde Salih Bozok Atatürk’e: -A be Paşam bize verirsin talkını. deyince Atatürk gülümseyerek: -Sus be Salih sus. Öyle bir pot kırdık ki, diyerek yanımızdan ayrıldı.’’



Yazı Samet Arıcıoğlu'nun 10 Kasım 2019 tarihli Mustafa Kemal'in Soma Ziyaretleri yazısından alınmıştır.


Comments


bottom of page