top of page
  • Yazarın fotoğrafıSpil'in Çocukları

Milli Mücadele Kahramanlarından Mustafa Necati Bey

Mustafa Necati Bey 1894 yılında İzmir'de doğar. İlk tahsilini Gayret Mektebi'nde yapar, sonra Burhanül Maarif'te okur. 1906'da İzmir İdadisi girer yaşamı boyunca her mücadeleye beraber gireceği arkadaşı Vasıf Çınar'la birlikte 2 Eylül 1912 tarihinde açılan İzmir Türk Ocağı'nın ilk yönetim kurulunda yerlerini alırlar.

İstanbul Hukuk Fakültesi'ni 1914 yılında bitirir ve İzmir'de avukatlık mesleğine başlar. Ayrıca abiyi Fuat ve arkadaşı Vasıf Çınar'la Balkan felaketinin izlerini silmek ve kendisine güvenen bir gençlik yetiştirmek maksadıyla İzmir'deki ilk özel Türk okullarından biri olan Şark Mektebi'ni açarlar. 16 Ocak 1914 tarihinde Türklerin ciddi ve organize bir spor kulübünün olması maksadıyla Altay Spor Kulübü Mustafa Necati'nin şark mektebindeki odasında kurulur ve ilk başkanlık görevi de Vasıf Çınar'a verilir.


18 Ocak 1919 tarihinde emperyalizmin İzmir'in Yunanistan'a verilmesi oyununu sahneye koyduğu Paris Barış Konferansı açılır. Böyle bir ortamda Türk gençlerini uyarmak maksadıyla Vasıf Çınar'la Yeni İzmir Gazetesi'ni yayınlamaya başlarlar. Buradaki bir yazısında Mustafa Necati "Gençler, saltanatlar yıkılır, hakimiyetler ölür, fakat millet ölmez, milliyet boğulmaz. Bilhassa tarihin şanlı sahifelerin işgal eden bütün cihan sahasında at oynatan bir kavim hiçbir vakit hayattan mahrum edilemez. Bütün beşeriyetin topları ve tüfekleri başımızda patlasa, bütün hakimiyetlerini mağrur sedaları kulaklarımızı doldursa, yine ürkmeyelim." diyerek umudun yittiği yerde mücadelenin canlandırılamayacağını hatırlatır. Son on yıldır işinden gücünden okulundan fabrikasından koparılıp cepheye götürülen gençlerin aralarında birlik ve dayanışmayı sağlamak amacıyla Yedek Subaylar Yardımlaşma Cemiyeti kurulmasına öncülük eder ve bu gençlerin asıl mesleklerine dönmeleri ve yarım kalan öğrenimlerini tamamlamaları için gereken koşulları hazırlamak amacıyla bütün kurumları yardıma çağırır.


Mondros Mütarekesi imzalandıktan sonra görevlerine haksız yere son verilen İzmir-Kasaba, İzmir-Aydın demir yollarında ve Körfez vapurlarında çalışan yüzlerce Türk işçi ve memurun haklarını aramaları için İzmir Demir Yolları İslam Memuriyeti Yardımlaşma Cemiyeti'ni kurar derken, İzmir'in 15 Mayıs'ta işgal edileceği haberi alınır. Bir şeyler yapmalıdır. Mustafa Necati Bey'in önerisiyle Sultani mektebinde yapılan toplantıda reddi İlhak heyet-i milliyesi isimli bir komite kurulması ve o akşam bir miting düzenlenmesi kararı alınır. Mustafa Necati ve arkadaşları İzmir'in işgaline engel olamazlar da kurdukları Reddi İlhak Komitesi yapılan maşatlık mitingi halka dağıttıkları bildiri ve çektikleri telgraflar Kuva-i Milliye ruh ve heyecanının doğmasında ilk kıvılcımı çakarlar. Bu kıvılcım gazeteci Hasan Tahsin'in tabancasından Yunan'a sıkılan ilk mermiye dönüşecek tüm vatan sathında milli direnişin sembolü olacaktır. Yunanlılar başta Mustafa Necati ve Vasıf Bey olmak üzere Türk ocağı üyelerini aramaya başlayınca Mustafa Necati istasyondaki bir tanıdığı vasıtasıyla trene binmeyi kendisini İstanbul'a atmayı başarır. 19 Eylül 1919 Cuma günü kendisinden önce Balıkesir'e geçen Vasıf ve kardeşi Esad'a katılır. Silah kuşanıp Yunan ve Anzavur çetelerine karşı mücadelede görev alır. Ayrıca Vasıf ve Esad'la birlikte İzmir'e doğru gazetesini yayınlamaya başlarlar. Mustafa Necati bir yandan Esad'la birlikte hükümet caddesinde açtıkları yazıhanede avukatlık yapar, bir yandan da Balıkesir İdman Yurdu ile Balıkesir barosunun kurulmasına öncülük eder.


23 Nisan 1920'de açılan Büyük Millet Meclisi'ne Saruhan'dan (Manisa) milletvekili seçilir. İçeride huzur ve sükunu sağlamak ve firarları önlemek maksadıyla 29 Nisan 1920 tarihinde İstiklal Mahkemeleri kurulunca Samsun İstiklal Mahkemesi'nde görevlendirilir; ancak 1 dönem İstiklal Mahkemelerinin ömrü meclis içindeki muhalefet nedeniyle kısa sürüp de 17 Şubat 1921'de sona erince Ankara'ya döner. Ankara'da kaldığı süreçte şehitlerin ve savaşta zarar görenlerin çocuklarını korumak amacıyla 1921 Haziranı sonunda Gazi Paşa'nın Onursal başkanlığında açılan Himaye-i Etfal Cemiyeti'nin kurucuları arasında yerini alır. Ülkede iç isyan ve firarlar artınca yeniden açılan Kastamonu İstiklal Mahkemesi başkanlığına görevlendirilir. Kastamonu'ya varınca ilk iş olarak Ankara'da tabelacıya kocaman harflerle yazdırdığı şu yazıyı mahkeme heyetinin arkasındaki duvara çaktırır: "Mücadelesinde yalnız Allah'tan korkar" Açıksöz Gazetesine verdiği ilk demecinde "Bundan sonra memlekette casuslara, eşkıyaya, rüşvet alana, zalime, asker kaçağına, bunları saklayanlara varsılları yoksullara yeğleyenlere, her kim ve ne kadar büyük mevkide ve rütbede olursa olsun aman yoktur." diyerek namussuza korku namuslu güven aşılar.


Yunanistan'la imzalanan Batı Trakya dışındaki Türklerle İstanbul dışındaki Rumların karşılıklı değişimi protokolünü gerçekleştirmek üzere 20 Ekim 1923'te kurulan Mübadele İmar ve İskan Bakanlığı seçilir. 1925 yılı başına kadar 456 720 göçmenin taşınabilir malları ve hayvanlarıyla birlikte Türkiye'ye getirilip yerleştirilmesini sağlar 6 Mart 1924 tarihinde Adalet Bakanlığı'na atanır. Hukuk alanında ilk büyük devrimi gerçekleştirerek şeri ve modern olarak iki başlı yürüyen sisteme son verip yargıyı birleştirir. Hakimlerin özlük haklarını iyileştirici çalışmalar yapar ve bilhassa cüzdanları ile vicdanları arasına sıkışmamaları için maaşlarının artırılmasını sağlar. Ayrıca yargının bağımsızlığının işareti olarak yargı mensuplarının kimsenin karşısında önünü iliklemeyeceğin altını çizmek üzere cübbelerinin düğmesiz yapılmasına önayak olur. Rahatsızlanan Hamdullah Suphi Bey'in yerine Maarif Bakanlığı'na atanır. İlk iş olarak da müsteşarı Nafi Atıf beyle temel çalışma ilkesini paylaşır. Hiçbir öğretmenin yeri kendi isteği olmadan değiştirilmeyecek, bakanlığa gelen öğretmenler yöneticilerle sıra beklemeden görüşebilecek, her yeni atanan öğretmen kendisine bildirilecek, kendilerine başarı dileyen mektuplar gönderilecek. Meclisten bütçe isterken kafasındaki öğretmen okulunu da şöyle açıklar: "Bir muallim mektebinin yanında uygulama sınıfı lazımdır, uygulama sınıfı için ayrıca öğretim araç gereçleri, sinema, hayvanat bahçesi, botanik bahçesi gereklidir. İşte o zaman bu okuldan çıkan muallim olur. Yoksa bir bina yapıp da içine 10 tane muallim koymakla mektep yapmış olmayız." Gazi Orta öğretmen okulundan Denizli ve Kayseri köy öğretmen okullarının açılmasına kadar hem öğretmen yetiştirmeye hem de savaşla yanmış yıkılmış vatan sathında tüm okulların nicelik ve nitelik olarak artırılmasına çalışır. Öğretmenlik mesleğini toplumun en saygın mesleği yapar. Türk harfleri hakkındaki kanun 3 Kasım 1928 günü yürürlüğe girince harflerin bütün yurtta bir an önce öğretilmesi için Millet Mektepleri açılmasını planlar. Millet mekteplerinin açılacağı gün onların hazırlayıcısı, Cumhuriyetin yılmaz neferi, Türk aydınlanmasının çalışkan evladı 35 yaşında apandisit patlaması sonucunda yaşama gözlerini yumar.


Sabiha Gökçen anılarında Mustafa Kemal Atatürk'ün Mustafa Necati'nin ardından şu sözlerle gözyaşı döktüğünü anlatır: "Hey koca dost, Hey koca adam seni çok arayacağız elbet. Tokalaşmanı, dertlerini, şikayetlerini, soframızdaki yerini hep arayacağız. Ölüm de savaşın bir türlüsü. Beklenmedik bir anda bir şarapnel parçası gibi en sevdiğini alıp götürüyor insanın. İşte nitekim bir can daha eksildi meclisimiz bir nefes daha eksildi. Mezarı başında konuşan İsmet İnönü'nün son tümcesi ile bitirelim bu Cumhuriyet devriminin unutulmaz fedaisinin yaşam öyküsünü: "Devrimcilerin ölürken kalanlardan ve yeni yetenler bir tek dileği vardır. Cansız bileklerinde sallanan vazife bayrağının kavranıp daha yüksekte dalgalandırılmasıdır. Necati, Aziz Necati dileğin yerine getirilecektir."


Ruhu şad, devri daim olsun.



Comments


bottom of page