top of page
  • Yazarın fotoğrafıSpil'in Çocukları

Kırkağaç'ın Antik Tarihi

Kırkağaç yöresi Antik çağda Mysia olarak bilinir. Bu bölgede bulunan çeşitli yerleşimlerden, rahmetli Selçuk Satı ile birlikte yazmış olduğumuz, 2000 yılında yayımlanan ve 2013 yılında genişletilmiş ikinci baskısı yapılan “Geçmişten Günümüze Kırkağaç” kitabında söz etmiştik. Burada bu kentlerden kısaca söz etmek istiyorum. Bazılarının tam yerleri bilinmese de, Epikrates’in vasiyetinde bu yerleşimlerin isimleri belirtilmektedir. Bunlar arasında Bakır yakınlarındaki Nakrason veya Nakrasos’u, İlyaslar yakınlarındaki Tibbe veya Tibbai’yi, Gelenbe yakınlarındaki Kalandos, Kalanta veya Kalamos’u sayabiliriz. Bunlar arasında belki de en fazla bilgi sahibi olduğumuz kent, Siledik yakınlarındaki Stratonikeia-Hadrianopolis olmalıdır. Khliara (Gördük Kale) de bir başka Bizans dönemi yerleşimi olarak bilinmektedir.


Stratonikeia

Stratonikeia kenti, Suriye krallarından Antiokos I tarafından kurulmuş ve adını bu kralın karısı Stratonike’den almıştır. Bu durumda Stratonikeia "Stratonike’nin kenti" anlamına gelmektedir. (Burayı Karia’da bulunan ve Yatağan-Eskihisar’da lokalize edilen Stratonikeia ile karıştırmamak gerekir). Mysia’daki Stratonikeia kenti, Hadrianus döneminde imar edilmiş ve bundan böyle kent Hadrianopolis "Hadrianus Kenti" veya Stratonikeia-Hadrianopolis olarak anılmıştır. Stratonikeia’nın kalıntıları bugün Yağmurlu, Siledik ve Hamitli köylerinin kuzeydoğusunda yer almaktadır.

Mysia’daki Stratonikeia kenti, Karia’da bulunan Stratonikeia kadar büyük ün kazanamamıştır. Antik yazarlar, Pergamon krallığının son kral Attalos III tarafından vasiyet yolu ile Roma’ya bırakılmasına (MÖ.133) karşı ayaklanan Aristonikos’dan söz ederken onun Stratonikeia kentinde yakalanıp Roma’ya götürülüşünden söz etmekteyseler de, bunun hangi Stratonikeia kenti olduğu kesin değildir.

Stratonikeia kentinden sikkeleri dışında günümüze pek az şey ulaşmıştır. Bunların en önemlisi kuşkusuz, Yağmurlu Köyü’nde bulunan ve şimdi Manisa Müzesi’nde korunan (Env.No 101) Hadrianus’un MS.127 yılında Stratonikeia’ya yazdığı üç mektubu kaydeden bir mermer steldir. Bu arada yine aynı köyde bulunan ve yine Manisa Müzesi’nde korunan (Env.No 269), Roma İmparatoru Antoninus Pius’a sunduğu anlaşılan bir adak (MS 137-161) Stratonikeia ve bölge tarihi açısından önemli bir buluntudur. Bu arada, Siledik’te ve Hamitli’de bulunan, Roma imparatorluk dönemine ait bazı mezar taşları bugün Manisa Müzesi’nde ya da bazı özel kolleksiyonlarda yer almaktadır. Yine de yörede, Stratonikeia kentine ait diğer bazı buluntulara rastlamak mümkündür. (Örneğin bir ara Kırkağaç Hükümet Konağı önünde bulunan ve civar köylerin mezarlıklarındaki birkaç Grekçe yazıt ve Bizans Devri’ne ait bazı mimari buluntular gibi.)


Nakrason veya Nakrasos

Bakır civarında ele geçen bazı yazılı buluntulardan anladığımıza göre geç Hellenistik devirden itibaren bu yörede Nakrason (veya belki Nakrasos) adında bir yerleşim bulunmaktaydı. Daha önceki bir yazımıza konu olan ve Bakır yakınlarında bulunan Epikrates’in vasiyetnamesinde bu bölgedeki çok sayıda yerleşimden, bu arada Nakrason’dan söz edilmektedir. Bunlar arasında Nakrason veya Nakrasos, Tibbe veya Tibbai, Pataktibeai ve Deskyleion’u sayabiliriz. Bunlardan en önemlisi, Mysia-Lydia sınırında yer aldığı kuşkusuz olan Nakrason ya da Nakrasos’tur. Bakır Kasabası’nın eski adının Nakras olması bize, antik Nakrason’un Bakır’da veya hemen yakınında yer alması gerektiğini düşündürmektedir. Nitekim geçtiğimiz yüzyılda yine Bakır’da bulunan ve Hadrianus’a sunulan bir adak yazıtında Nakrasiteai "Nakrason halkı" ifadesinin geçmesi bu düşüncemizi destekler gibi görünmektedir.

Öte yandan bir süre önce Prof. H.Malay tarafından Yatağan Köyü’nde bulunan diğer bir yazıtta da Nakrasiteai’dan "Nakrasonlular" dan söz edilmesi, bu yerleşimin Yatağan Köyü’nde yer almış olabileceğini de düşündürmektedir. Nitekim Yatağan Köyü’nün kuzeyindeki bazı tarlalarda bol miktarda mimari eleman ve seramik buluntuları ele geçmektedir. Öte yandan, yine bazı yazıtlar bize, yine bu bölgede Akrasos şeklinde bir başka yerleşim ve Kareneitai şeklinde bir köy halkından söz etmektedir. Bu durumda Nakrason’un (veya Nakrasos’un) Yatağan’da mı , yoksa Bakır civarında mı olduğunu bilmek için yeni buluntulara ihtiyaç vardır.


Tibbe veya Tibbai

Yukarıda söz edilen Epikrates’in vasiyetnamesinde Tibbe (veya Tibbai) şeklinde bir köy adından söz edildiğini belirtmiştik. Bu yerleşim adına ayrıca, İlyaslar Köyü’nde bulunan ve şimdi Manisa Müzesi’nde korunan bir mimari eleman üzerinde ve Akhisar’da ele geçen bir su borusu üzerinde rastlanmıştır. Öte yandan, ünlü hekim Pergamon’lu Galenus "ünlü Tibbai şarabı” ndan söz etmekte, ancak bu Tibai isimli yerleşimin nerede olduğu kesin olarak bilinmemekteydi. Tüm bu verileri değerlendiren Prof.P.Herrmann Tibbe Köyü’nün Nakrason sınırları içinde ve İlyaslar yakınlarında olduğu sonucuna varmaktadır. Nitekim batıdan Kırkağaç yönünden İlyaslar’a girmek üzere iken, yolun sol tarafındaki çeşme ile sağ taraftaki Asartepe arasındaki düzlük çok yoğun olarak bulunan seramik parçaları, buranın tarihsel geçmişi ile ilgili ipuçları vermektedir. İlyaslar Köyü’nün kuzeyindeki mezarlığın içi ise, heykel kaideleri, sütün parçaları, irili ufaklı lahit parçaları ile doludur. Bunlardan biri de bir fallus (erkeklik organı) yontusudur.


Kalandos, Kalanta veya Kalamos

13. Yüzyıl Bizans Devri piskoposluk listelerinden birinde "Stratonikeia veya Kalandos" şeklinde bir ifadenin geçmesi, Ramsay gibi bazı bilim adamlarının bir Hellenistik devir ve Roma Dönemi kenti olan Stratonikeia ile bir Bizans yerleşimi olan Kalandos’un Siledik’te yer aldıklarını düşünmelerine neden olmuştur. Ancak L.Robert ve onu izleyen birçok tarihi coğrafya araştırmacısı, bir Bizans yerleşimi olan Kalandos’u bugünkü Gelenbe’de lokalize etmektedir. Nitekim Gelenbe’de bu düşünceyi destekleyen bir yerleşim ve bazı Bizans yazıtları ele geçmiştir. Anlaşılan Stratonikeia ile Kalandos Bizans Devri’nde aynı piskoposluğa bağlı bulunmaktaydılar. Kalandos adının -nd ile biten bir gövdeye sahip olması, buranın Hititlere kadar gerilere giden çok eski bir yerleşim olduğunu akla getirmektedir. Kalandos adının daha geç devir kayıtlarında Kalanos "kamış" şeklinde anılması, bu yer adının Grekçeleştirildiğini düşündürmektedir.


Khliara (Gördük Kale)

Gerek Bizans Devri piskoposluk listelerinde ve gerekse Bizanslı tarihçilerin eserlerinde Khliara adındaki bir geç devir kalesinin adı geçmektedir. Khliara sözcüğü Grekçe’de "ılık" anlamına gelmekte olup, herhalde buradaki sıcak su kaynakları ile ilişkili olsa gerektir. Yakın zamana kadar Khliara’nın Kırkağaç’da olduğu düşünülmekteydi. Ancak Prof.Kl.Rheidt, 1986 yılında yayınladığı makalesinde Khliara’nın Kırkağaç ile Akhisar arasında ve Gördük Çay’ın (Lykos) yanıbaşındaki bir tepede yer aldığını kuvvetli delillerle kanıtlamıştır. Kalenin yer aldığı tepede bugün fazlaca bir kalıntı yoksa da, bazı arkeologlar Khliara’nın bir prehistorik höyük üzerinde inşa edilmiş olabileceğini iddia etmişlerdir.


Yortan höyüğü

Kırkağaç yöresindeki en eski yerleşim olarak Yortan höyüğü bilinir. Gerçekten de Anadolu’da ilkçağ tarihi ile ilgili olarak kapsamlı olarak yapılan ilk kazı çalışmaları Yortan köyü yakınlarındaki iki höyükte yapılmıştır. Yortan höyüğü bir başka yazımıza konu edilecek olduğu için burada sadece adını anmakla yetiniyoruz.


Yazı Ümit Evran'ın 26 Temmuz 2021 tarihli Kırkağaç'ın Antik Tarihi 1 yazısından alınmıştır.


Comments


bottom of page